Günümüzde yazılmış bir hikâye bu. Yeni atanan bir kaymakam şehri ve halkı yakından tanımak için  tek başına bir geziye çıkar bir süre sonra bir kahveye varır yanına bir çocuk yaklaşır ve “boyayayım mı?” diye sorar. Ayakkabısı boyalı olan Kaymakam çocuğu kırmak istemez “Boya bakalım, iyi boyarsan sana iki katını veririm.” der. Çocuk, “Olmaz, bizde herkese aynı olur.” der. Kaymakam şaşırır, “nasıl yani?”  Çocuk,” Öğretmenim bana her zaman yaptığım işin ettiği değerini almamı ve kim olursa olsun ayırt etmeden herkese aynı işi yapmam gerektiğini söyler.” Hikâye bu ya Kaymakam bu sözden çok etkilenir, “bizde herkese aynı olur” sözünü kendine tekrar eder, çocuğu himayesine alır sözü nasihat eden öğretmeni tebrik eder ve mümkün mertebe bu sözü kendisine şiâr edinir.

 

Bayramın ikinci günü arkadaşlarımla bir şeyler yapalım derken Ahlat’a bir gezi kararlaştırdık. Ahlat’a ilk defa gelecek olan Van’da öğretmenlik yapan bir arkadaşımız Selçuklu mezarlığını merak ediyordu önce oraya bir gezi düzenledik. Ardından hava kapalı olunca bir kafede oturalım dedik. İç tasarımı hoş ve naif olan Milli Eğitime bağlı sahil kıyısında hizmet veren uygulamalı bir kafeye oturduk.

Oturduğumuz masanın hemen arkasında bir aile oturuyordu. Muhabbetin bir köşesinde arkadaşım Özlem’in gözü arkamızda oturan küçük bir çocuğa takıldı. Çocuğu sevmek için kalktı, annesinin izniyle kucağına aldı ve sevmeye başladı. Biz o sırada muhabbete devam ederken birden bizim de dikkatimizi çekti. İsmi Mehmet Akif olan bu şirin mi şirin bebemizi yine annesinin izniyle masaya aldık. Maşallah kıyafetinden kendisine çok tatlıydı bir de ikinci sınıfa giden bir ablası vardı masada.

Mehmet Akif’le biraz oynadıktan sonra annesine Akif’i geri verip muhabbete döndük. Kafede sadece iki masa vardı biri biz biri de Mehmet Akif’in annesi ve kardeşi.

Bir süre sonra Mehmet Akif’in babası geldi biraz durduktan sonra kalktılar vedalaşmak üzere muhabbet ederken kır saçlı bir beyefendi bize bir anda ne iş yaptığımızı sordu. Önce mekanın müdürü gibi bir şey sandım.

-Öğretmeniz

+Nerede?

Şaşırıyorum. Çünkü baya bir özgüvenli ve kararlı bir şekilde soruyor.

-Arkadaşımla ben Adilcevaz’da bu arkadaşımız da Van’da.

+Adilcevaz’da nerede?

-Heybeli Köyünde.

Tam ben bu kadar ilgilenmesine anlam veremiyorken Mehmet Akif’in babası “Siz Efsane hocayı tanımıyor musunuz? Kendisi buralarda efsanedir.” dedi.

-Efsane midir? Nasıl yani?

+Hiç mi duymadınız bilmeyen yoktur.

– Hayır hiç duymadık vaktiniz varsa dinlemek isteriz.

Kendisi ilçe Milli Eğitim Müdürümüz.

Ben şok. Nasıl ya? Yanında yaver ordusu yok, fondöten takım elbise yok.

-Öyle mi siz de öğretmen misiniz?

Hayır ben İlçe Kaymakamıyım.

Ben ikinci şok. Nasıl ya? Koruma görevlileri, heyet-i vükela falan?

Yok.

Gayri resmi bir şekilde, kendi gibi mütevazı ve zarif olan eşi ve çocuklarıyla kafeye gelmiş bir kaymakam, yanında da tek başına bir birim müdürü.

Şaşırmamın sebebi buna benzer manzaraları çok az görmemdi tabii. Hoşuma giden şey de şuydu ki bir idari amirin yani bir Kaymakamın, liderlik ettiği bir birim müdürü hakkında “o efsanedir duymayan yoktur.” diyebilmesiydi.

Ne mutlu ikisi adına da. Pek etkilendim.

Sonradan araştırıyorum o Kaymakamımızın adı Fikret Dağ, Milli Eğitim Müdürümüzün adı ise Mutluk Özden imiş.

O müdürüne efsane diyerek övüyor ama kendi de bir efsane bence. Onun efsaneliğini de ben bu yazıyı yazarak aktarıyorum bir başkasına…

Genelde ilk tanışmada hemencecik “memnun oldum” demeyi samimi bulmuyorum kendi adıma. Zira hemen memnun olabilmek için böylesi sağlam bir şeyler yaşamak gerekir diye düşünüyorum. O gün tanıştığım bu insanları tanıdığım için çok memnun olmuştum.

Böylesi güzel şeylerin paylaşılıp bilinmesi gerektiğini düşünerek de bu yazıyı yazıyorum.

Herkese selam, hayırlı bayramlar..

 

 


0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.