Çayımı alıp oturuyorum defterin başına limonu da eklemeyi unutmuyorum. Şekeri bırakmak için yaptığım küçük çaplı planda önce 2 şekerden bire sonra bir  şekerden tatlı şekerlere en sonda ise şekersiz ama daha güzel tat veren limon ile çaya alıştım. (Bu sıra aldığım tavsiyeyle tarçın ile de güzel oluyormuş, deneyeceğim.)

Alışkanlıklarımızı birden bire bitiremiyoruz. Ha deyince kopmuyor o kördüğüm gibi bağladığımız bağlar.

Buğday dolu bir ambarınız olduğunu farz edin. İçini ne kadar doldurursanız doldurun bir fare olduğu sürece asla tam dolmayacaktır gitgide zarar artacaktır. Bir fare iki fare derken doldurmak istediğiniz bir ambar kalmayacaktır. Bu durumda ne yaparsınız? Nasılsa fareler yiyor doldurmaya lüzum yok mu dersiniz yoksa içeri girip fareleri mi aramaya başlarsınız?

Böyle de kötü alışkanlıklarımdan, beni boş meşgul eden, oyalayan, perdeleyen bağımlılıklarımı uyutmak için ambara dalıp fareleri aramaya başladım.

Üniversiteye hazırlanırken kitap okumaktan yemek yer gibi zevk alan ben üniversiteye başlamam ile tok olmaya başlamıştım. Televizyonun, gelişmiş telefonun olmadığı o ortamda kendime vakit ayırmak, düşünmek, hayal etmek, okumak, gelişmek hayatımın bir parçasıydı.

Üniversiteye başlamamla dizi izleme yarışına katılmam bir oldu. Ne ara bu yarışa katılmıştım bilmiyorum demek ki arkadaş ortamı çok önemliymiş. Boşuna dememiş Peygamber efendimiz a.s.m;

Kişi dostunun dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz, kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin” (Ebu Davud, Edeb, 16; Tirmizi, Zühd, 45)

Çünkü kişi sevdiğinin ahlakıyla ahlaklanır.
Bu sevenin elinde değildir,
Sevgi bunu icap ettirir.

~~
İmam Rabbani

Başlarda çok sevmediğim İnstagram’ın mübtelası olmuştum. Keşfet’in çıkmasıyla, sürekli gelişen özellikleriyle beni içine alıyordu. Hemen hemen çoğu vaktimi sosyal medyada harcayan ben, gezecek bakacak bir şey kalmadığında tekrar dönüp bakıyordum nöbet tutar gibi olmuştum adeta.

Kütüphane de okunmayı bekleyen adeta “oku beni” diyerek gözleri dolu dolu bana bakan kitaplar vardı sanki. İlgi, şefkat bekleyen bir ailem, muhabbete aç bir arkadaş ortamım vardı.

Ne zaman niyetlensem güzel şeyler yapmaya mesela kitap okumaya çabuk sıkılıyordum. Bir bildirimin gelmesi veya yarım saatin bile geçmemesiyle kitaptan, yaptığım işten uzaklaşıp oksijen alacakmışım gibi telefona koşuyordum. İnanılması zor gibi duruyor ama çoğumuzun durumu fark etmesek de maalesef  böyle.

Arıza vermeye başlayan manevi organlarım canımı sıkmaya başladı. Doğru düzgün oturtmadılar yerimde. Düzeltmek yönünde aldığım kararlar onları biraz sakinleştirdi ama tam olarak yetmedi tabii.

Bunca materyalin içinde harekete geçmek zor oldu. Facebook, Twitter, İnstagram. İkonu olması bile yeter bazen.

İşe, bilgisayarı da işin içine dahil ederek başladım. İkiye bölüp telefona olan bağımlı süreyi azaltmayı hedefledim.

Bilgisayardan girilebilecek uygulamaları telefondan çıkış yaparak, varsa uygulamayı silerek başladım.

Kesin bir kaide vardı. Sana ulaşmak isteyen pekâlâ whatsapp’dan veya cepten veya mesaj ile vs. vs. ulaşabilirdi. Gerekli değilse telefondan bu uygulamalara girme.

Kaçırdığın videolar, fotoğraflar, vine’lar sana bir şey kaybettirmez. İnsanların çoğu anlatmak, göstermek istedikleri için değil, beğenilmek için paylaşım yapıyorlar. Eğer görmeni istiyorsa buluştuğunuzda sana anlatır. Eğer sana bir şey katmayacaksa bakmanın da bir anlamı yoktur.

Facebook’dan bana bir şey katmayacak sayfaları sildim. Görmek istemediğim,rahatsız olduğum profilleri takibi bıraktım ama incitmemek maksadıyla –sonuçta arkadaşım– onları arkadaşlıktan çıkarmadım.

Facebook’un bu özelliği çok güzel.

Kimseyi incitmeden usulce ondan uzaklaşabiliyorsun. Ne yani, facebook’da oyun istekleri gönderdiğimiz sürekli fotoğraflarını beğendiğimiz insanların kaçıyla gerçek hayatta bu kadar samimiyiz?

Böylece bana faydası olacak sayfaları, paylaşımları ve takip etmekten memnun olduğum kişileri Facebook’a her girdiğimde görür oldum.

Artık haftada bir gün girdiğim instagram’a olan eski hevesim gitmişti. Bazen telefonu elime alıp girmek, gezinmek için bir şeyler arıyorken buluyorum kendimi. Demek ki ne kadar bağımlıymışım.

Burada bunu kontrol altına alsam da bazı fareler sinsice buğdayı yemeye devam ediyordu.

Diziler ve filmler.

Bizleri, her bölümün sonunda diğer bölüm ile alakalı bir şey gösterip merakta bırakan, bölümden bölüme koşturan bu dizilere/filmlere sınırlama getirme zamanı gelmişti.

Önce bana bir şey katmayan, Allah için olmayan dizileri filmleri izlemekten vazgeçtim. Gece gözleri yormasın, ağırlaştırıp dingilleştirmesin diye gündüz sadece bir bölüm izleme kararı aldım. Şimdilerde ufkumu açacak, ilgi alanlarıma ve meraklarım’a değinen dizileri, filmleri izliyorum. M.D House, tıbb’a olan sevgi ve ilgimi kat be kat arttırdı. Lie to me beden dili üzerine alanım ve yaşamım için gerekli eğitime derslik oluyor adeta. Psikoloji okuyun veya okumayın beden dilini bilmek hepimizin bilmesi gereken yararımıza olan bir bilim. Öğrendikçe çok şey değişecek emin olun.

Ecdadı payitahttan, Dirilişten izliyorum. Kitaplara olan ilgim de artmaya başladı. Artık vakit bulabiliyorum,okumak istiyorum.

Şimdi durup düşününce ben ne kaybettim diyorum, hiçbir şey. Aksine kazandım.

Sizlere bu yazıyı paylaşmama engel olan tümörü çıkarıp attım. Bu yazıyı defterime yazıp öyle bilgisayara geçirdim. Tembelliğe alışmış, toz tıtmuş nefsim çalışsın, yorulsun. Bilgisayar başında gözümü kaybettirmesin. Yazdığımı okuma, hissetme eğiliminde bulundursun beni bulundursun ki bir şeyler olabilsin.

Ee ne de olsa zorluk olmadan, emek harcamadan bir şey kazanılmaz. Allah, yaptığımız ve yapacağımız işlerde bizleri muvaffak kılsın..

Selametle.

 

 


3 yorum

kaan · Nisan 9, 2017 5:00 pm tarihinde

kitap okumak güzeldir ah birde bende okuyabilsem inşallah yazın bana bir sebep olur da bende başlarım okumaya…

Beyin · Nisan 11, 2017 9:41 pm tarihinde

Beraat tebrik ederim valla yazi uzun olmasina ragmen o kadar guzel ve akici olmus ki anlatam sana. Cok tesekkurler uzun zamandir okudugum guzel icerikler arasinda ust siralarda yerini almis durumda. Teşekkürler.

    mberaatk · Nisan 13, 2017 2:04 pm tarihinde

    Estağfirullah. Bereket Allah’tan. Ben sebebim. Tesir’i olmuşsa ne mutlu bana.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir