Bu kaybetmemiz gereken haklı bir mücadele.

Hüzün boğazımda takılıyor.

Kadına şiddeti konu edinen Sen Anlat Karadeniz dizisi, geçtiğimiz çarşamba günü 13.bölümü ile ekrana geldi. Dizi başladığından bu yana çok konuşuldu çok sevildi çok beğenildi. Replikleri dillerden düşmez oldu. “Oy asiyem oy!” diyip etrafta döner durur olduk. Şivemiz Karadeniz şivesine kaydı. Osman Sınav’ın yapımcılığını Nehir Erdem, Ayşe Ferda Eryılmaz’ın senaryosunu üstlendiği, Böyle Bitmesin dizisinden tanıdığım yönetmen Emra Kabakuşak’ında yönetmen koltuğunda oturduğu dizimizde ve en çok da oynarken gönlünü ortaya koyan kaliteli oyuncularıyla -izlerken görüyorum-  dizimiz adını listelerden aşağıya düşürmedi.

Konu olarak; Rızası alınmadan babası tarafından zorla bir başkasıyla aynı evde kalmaya sürüklenen bir genç kız. Sadece babası olduğu için kızını kendi malıymış gibi gören ilgisiz, cahil bir baba; ilk görüşte aşka tutulmuş saplantılı, ruhsal hasta olan bir iş adamı. Kızımız Nefes 8 yıllık adeta bir hapis hayatı yaşar ve çok defa kaçma girişimlerinde bulunur ve her s ama maalesef ki her seferinde başarısız olur. Bu kaçma girişimlerinin neticeleri olarak da  bir odaya tıkılır; fizyolojik ve psikolojik baskılara maruz kalır. “Ona hayır diyebildiğim tek yer nikah masası” diyen Nefes’in kendisini zorla alıkoyan Vedat’tan tecavüz yoluyla bir çocuğu doğmuştur. Hayata tutunmasının ve umudunun tek kaynağı bu çocuktur. Bu Vedat’ın Nefes’e ilk ve son yakınlaşması olur. Vedat, bu 8 yıl boyunca Nefes’in kendisini sevmesi için türlü işkencelere başvurmuş; şiddet uygulamış, psikolojik baskı ile sindirmeye çalışmıştır. Fakat başarılı olamamıştır.

İş adamı olan Vedat ve Karadenizde kum çıkaran Kaleli ailesi ortaklığı için Vedat’ın evinde bir iş yemeği tertiplenir. Evde verilen bu yemek esnasında ruhsal hasta ve takıntılı olan Vedat, Kaleli ailesinin şerefli ve namuslu erkeklerinden olan Tahir’i Nefes’in elindeki morlukları gördüğünü ve kimin yaptığını sorduğunu görür. Eşinin kendini aldattığını saplantısıyla hareket eder ve eşini yukarı çocuğa bakması için gönderir. Kendisi de ailesine bir bakıp gelmek için izin ister ve Nefes’in yanına gider. “sen nasıl o adamın sana dokunmasına izin verirsin!” diyerek eşinin parmaklarını oracıkta kırar. Sesi çıkmasın diyede ağzını kapar bu esnada Nefes ise acıyla kıvranmaktadır. Vedatın aşağı inmesiyle “artık yetti” diyerek bir çıkış kapısı olarak Nefes tekrar kaçmaya çalışır ve bu sefer hiç tanımadığı Tahir ve ailesine sığınmayı düşünür. Aynı zamanda kendi çapında acısını dindirmeye çalışan Nefes bir kaçış yolu olarak Tahir’in arabasına çocuğuyla birlikte gizlice biner. Bir süre sonra Nefes ve yavrusuyla bagajda karşılaşan Tahir gördükleri karşısında çok şaşırır. Bir anne ve yavrusu arabasındadır. Olanları anlayan Tahir kendisine sığınan bir mazlumu ve garibi görür ve onları bir Karadeniz yüreğiyle sahiplenir.

Taşını toprağını sevdiğimin Anadolusu. Bu topraklarda büyüyüp yetişmek, bu toprakların bir ferdi olmak şükür sebebidir. Her bir karışı farklı bir sevgi, farklı bir merhamet ve güzellik dolu..

Kadına şiddetin anlatıldığı bu dizide Nefes’in çektiği ızdırapları, acıları, 8 yıllık hapis hayatını ve özgürlüğüne kısmen de olsa kavuşmuş olmasına rağmen psikolojik nevrozlarını -sancılarını- gördükçe içim acıyor. İzlerken birşeyler atıştıramıyorum. Araya bir müzik giriyor, sahneyle birlikte beni öyle derinden etkiliyor ki yediğim boğazımda hüzün olarak kalıyor.

Bu kaybetmemiz gereken haklı bir mücadele.

Kadına şiddeti, Allah’ın verdiği iradeyi hür kullanamamasını, bir malzemeymiş gibi davranılıp; hakettiği değeri görememesini engellemek adına; farkındalık oluşturup toplumdaki hakettiği yeri kazandırabilmek için; biz, modern cahiliye döneminin içinden çıkmış bir avuç adamlar olarak Analarımızın, kardeşlerimizin; toplumumuzun ve geleceğimizin önündeki engele “bir dur” demeliyiz. Ben bu yolda tekde olsa ilerleyeceğim.

Çünkü sanıyorum ancak o zaman “gerçek bir adam” olunabilir.

İşte bizim “Adam”ımız –Tahir- bu garipleri alıyor korumak için memleketine getiriyor ve mevzular burada başlıyor.

Kimi zaman üzüldüğümüz, yeri geldiğinde ağladığımız; kimi zaman çok güldüğümüz kimi zamanda kendimize nasihatlar çıkarttığımız bu güzel diziden bahsedelim artık biraz. 🙂

Adam dediğimizde, aklımıza -izlediğimiz dizilierden olsa gerek- maço, sert, “benim kadınım” diyerek koruma hallerine bürünen, en ufak, yersiz olayda bile kavga çıkartan, “karışamazsınız uleyn” diyerek sanki birşey varmış gibi hareket eden, çevresindeki kadına veya kadınlara yaşam varlığını böyle anlatan bir erkek algısı geliyor aklımıza.

Bi’değişik hâller bunlar. Gerçekten cahiliye döneminden kalmış, hala ileri gidememiş bazı konularda.

Şiddeti tek bir şey olarak görenler var. Oysa ki bunun psikolojik şiddet boyutuda var.
Sen eşini dışarıya karşı her türlü fiziksel saldırıdan vs. koruyorsun ama eşin sana “çorabını şuraya bırakırsan daha mutlu olurum” bile diyemesin. Niye? Çünkü vurmamışsın belki ama bağırmışsın. Öyle sindirmişsin ki sana diyeceği her şeyi önceden düşünüyor, tartıyor belki de hiç söyleyemiyor. Kölelikten ne farkı var bunun?

Allah, gönlünüze eş olsun diyor eşiniz. Sana fikrini, düşüncelerini, hislerini düzgün ve sağlıklı bir şekilde söyleyemezse dışarıda onu korumuşsun ne önemi var? Ona can olamadıktan sonra.. Allah onu sen olmasan da korur. Sen ona eş olmaya bak.

Tıh,tıh. Bir kere adamlık öyle maço olmakla olunmaz. Bu dizide Tahir bize adam nedir, nasıl olur gösteriyor.

Adam dediğiniz Peygamberimiz (s.a.v) gibi olur. Cahiliye döneminin cahil erkekleri kızları diri diri gömüyorlardı şimdi ise bir farklı çeşit gömme yolu uygulayarak baskı yapıyorlar. Kendinden katbekat güçsüz birine dayak atılıyor, öldürülüyor, sadece nefsani duyguları doyurmak için varlarmış gibi bir malzeme gibi bakılıyor. Evinin gülü olması gereken yerde hizmetçi gibi davranılıyor.

O dönemde bunun adı kölelikti. Şimdiki zamanda ise cahiliye erkeklerinin bu yaptığına sözde evlilik(!) deniyor.

Koskoca peygamber, kalkıp eşiyle iş yapıyor. Eşinin yaptığı işe yardım ediyor, yerleri süpürüyor. Diri diri kızlar gömülürken o kızını boynuna alıp meydanda geziyor.  “Kızlarına ve eşlerinize değer verin” diyor. Onlar size “Allah’ın emaneti” diyor. Sen kalkıp eşini döveceksin öyle mi? Sözlerinle psikolojik baskı kuracaksın? Çorabını kaldırmaya bile üşeneceksin. Vay be.

Ey müslümanlar sorarım size. Siz Allah’ın emanetine böyle bakmayı kendinize nasıl reva görüyorsunuz? Koskoca peygamber bunları yapmıyor, ama sen kendinde böyle bir şey yapma hakkını görüyorsun. İnanılmaz!

Bu biz erkeklerin bir imtihanıydı. Fıtrat olarak bizden daha az güçlü, daha narin yaratılmış; gönlümüze eş, yüreğimize ortak olacak kadınlarımıza nasıl davranacağımızla imtihan olunduk ve o sınavdan kaldık. Dövenler kaldı. Durup bakanlar da kaldı..

Geçelim dizimize. Bu dizide akraba sevgisi, Abi – kardeş ilişkileri, sevdiğine olan muhabbet; Kaleli ailesinin birbirine bağlılığı, samimiyeti o kadar güzel ki..

Herkesin Asiye Reyis gibi bir yengesi olsun! 🙂

Hele Tahir ile Nefes’in ilişkisi her kese örnek olacak cinsten.. Hatta öylesine güzel duyguları barındırıyor ki içinde, görenler kendilerinin de böylesine “Allah için” seveninden olsun istiyor.

Kendimizi sevmekten çevremizi sevmeye vaktimiz yok. Ego dağımıza sevdiğimizden aldığımız en ufak bir trip bile dokunur oldu.. Bu dizi ise herşeyiyle bir örnek!

Peekii siz Asiye Reis’le tanıştınız mı? 🙂

Dizimizin “dirayetunu, sifatunu sevdiğimuz” dur oo! 🙂 Tavrıyla, cana yakınlığıyla ve samimiyetiyle hem güldürüyor hem de kendini çok sevdiriyor bu reis! 🙂

Karadeniz’i görüpte aşık olmamak mümkün müdür acaba? Ee birde Asiye yengemiz olunca!

Karadeniz. O güzelliğiyle kendine bakanları hayran bırakan, yeşilliğiyle içimize huzur doldurmaya sebep, caanım topraklar.

Bu diziyi izledikten sonra kısa bir süre normal konuşamıyorsanız haa onu da söyliyim. Diliniz otomatik olarak Karadeniz şivesine kayıyor 🙂

Bu aşağıda ki diyaloğu ne zaman görsem gülerim! 🙂

Tutmayun Assiye Reyyiisi! 😀

Birde Mustafa Kalelimiz var tabii.. Babasından sonra tüm yükü sırtına yüklenmiş ve kendisini ailesine adamış. Gerekirse onlar uğruna can verebilecek her türlü fedakarlığa katlanabilecek bir abi, çok iyi bir eş..

#1

 #2 #3

Neyse bu dizinin anlıklarını almaya vakit yetmez. Gelelim vereceğimiz mesaja.

Biz “Adam”lar olarak, ne zaman ki kadınlarımızın haklarını savunur onlar için bu konuda elimizden geleni yaparız işte onlar o zaman “Büyük bir adam” olurlar.

Ne demişler “kadın insandır, biz insanoğlu..”

Selâmetle

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir