Henüz yeni açılmış bir sosyal içerik platformunda çok sevdiğim  “Bir Hikaye” adlı bir bölüm vardır. Arada girip burada kıssadan hisse okurum, bazı kişilerin sözlerine bakarım hayat hikayelerini ve yaşanmışlıklarına göz atarım.

Geçen sefer girdiğimde enteresan bir şekilde spor ile alakalı bir konuyu tam geçmişken dönüp meraktan tekrar okudum.  Başlığı şu idi:  Kovma krizine giren başkan: İlhan Cavcav Evet, kapak fotoğrafında gördüğünüz ağabeyimiz.

Bu ağabeyimiz kovmalarıyla meşhurmuş hatta rekora bile ulaşmış. “Böyle bir şeyin rekoru varmış, ilginçtir.”

Ama mesele o değildi.

Mesele, hikayenin sonunda bir yerde anlattığı gibi doktorun bu kovma hastalığına verdiği teşhisteydi. “İlk kovmada duyduğunuz aşırı hazz bilinçaltınızı yönetiyor”

Çok ilginç.

Bu benim kafamda bir çok şeyin sorusunu yanıtladı birkaç şeyi yerine oturttu ve yeni sorular doğurttu.

Bayaa iyi.

Bir çok yere bu cevabı bırakabiliriz. Psikolojik bir olayın bilinçaltında yatan sebebini bulmada çokça yardımı olabilir.

Çook iyi.

Psikolojide şöyle bir şey vardır: “Çocukluğa inin” derler değil mi? Psikologlarımız çocukluğumuz da ararlar çoğu olayın başlama sebebini.

Bunun sebebi, şu an ceryan eden olaya çocuklukta sebebiyet verildiği düşüncesidir.

Yani, örnek veriyorum, küçükken plajda çıkarttığınız ayakkabınızın içine akrep girmişse ve bu bilinçaltınızda yer edindiyse eğer bundan sonra plajda her ayakkabınızı giydiğinizde bu anıyı hatırlayacaksınız.

Buna ben klasik- koşullanma diyorum.

Bir kere bu durumu yaşadığınız için tekrarının olacağını sanıyorsunuz. Korku duymuşsanız Korku, şüphe duymuşsanız şüphe sizi yönetiyor.

İşte bu!

Bilinçaltına attığımız duygu, koşullandırdığımız olayı yönetiyor.

Yürüyen merdivene binemiyorsanız bunun sebebi ilk bindiğinizde hissettiğiniz korku veya yaşadığınız talihsizliği 20 yıl geçsede tekrar hissetmenizdir. Oraya bıraktığınız 20 yıl önceki korku aynı bütünlüğüyle sizi tekrar korkutmayı başarabiliyor.

İşte bu yüzden psikologlar çoğu olayın  sebebini çocuklukta ararlar. İlhan Cavcav da ise bu olay yetişkinlikte olmuş.

İşin enterasan yanı hem yetişkinliğinde olması – ki bu anlaşılabilir bir şey- hem de  bu olayın bize bir çok şey kazandırmış olduğu.

İlginç değil mi ?

Demek düşüncelerimizin, huylarımızın arkasında da bilinçaltımızda yatan sebepler var.

Bir örnek daha vermek istiyorum: İçgüdüsel olarak bir erkeğin, hoşlandığı kızı gördükten sonra sağ eliyle saçlarını arkaya taraması kızdan hoşlandığını belli eder. Aynı şey kadın için daha çok geçerlidir. Eğer bir kadın – ki saçını da düzeltiyor olabilir hepsi aynı manaya gelmez- sağ eliyle saçını arkaya tarıyorsa bir erkeği gördüğünde iki netice çıkar en bariz olarak. 1. Karşıda ki erkekten hoşlandı.  2. Karşıdaki erkekten hoşlanmasa bile güzel görünmek için saçlarını taradı.

ve 3. Eğer erkek veya kadın hoşlanmadığı halde bozulmuş saçını karşı cinsi gördükten sonra tarıyorsa bu onun bilinçaltından gelen ” ne olursa olsun düzgün görünmelisin, çünkü belki sevebilirsin veya imajın bozuk görülmesin”  veya “Tamam sen hoşlanmadın ama o hoşlanabilir” veya -ki en önemlisi- “Seninle alay edebilirler saçını düzelt” mesajından kaynaklanıyordur.

Bakın en sondaki mesaj çok önemli. “Seninle alay edebilirler”

Peki hoşlanmadığı halde neden saçını düzeltti?

10 sene öncesi: Bilinçaltı

Özgür diğer arkadaşlarına nisbeten sevimli, güleryüzlü, saf ve kalbinde kin tutmayan ergenlik çağına yeni girmiş genç bir delikanlıdır.

Özgür, diğer arkadaşları gibi sabahları dakikalarca saçlarını taramakla uğraşmaz “ne gerek var ki” bir su vurup düzeltip çıkar bazen onu da yapmaz eliyle tarar sadece. “Önemli olan insanın içinin daha güzel olması” der.

Gel zaman git zaman en yakın arkadaşlarıyla bu konu hakkında muhabbet ederken şaka yollu “oğlum sende iyisin hoşsun su saçlarını bir düzelt be kardeşim, kötü duruyor” diye eleştiri alır ve “acaba mı?” der.

Ve Özgür bir dahaki sefere aynanın karşısına geçer ve saçlarını düzeltir. Okula geldiğinde aldığı güzel tepkiler hoşuna gider ve bundan sonra saçlarını daha sık şekillendirmesi gerektiğini düşünür.

Özgür, kendinin istemediği, karar vermediği bir şey yüzünden mutlu hissediyor.

Özgür, artık başkasının tebriğiyle kendini mutlu hissedebileceği bir şey kodladı kendisine.

2. Zaman çizgisinde Özgür

Özgür kimsenin arkasından konuşmayan, dedikoduyu sevmeyen; akıllı, dürüst bir çocuktur.

İnsanın içi – dışı bir olsun diyerek imajına çok da dikkat etmeyen bir çocuktur. Büyüdükçe gelişen gözlem ve doğuştan gelen çıkarım yetenekleri ona saçlarını taramamış olduğundan diğerlerinin kendisini gizli gizli eleştirdiklerini ama belli etmediklerini düşünür.

Bu düşünce zaman zaman kendini belli eder ve Özgür’ün içini kemirir. “acaba mı?” der.

Bu düşündüklerinin doğruluğunu anlamak için gidip sormaya karar verir ve “Yoo, hayır kesinlikle yok öyle bir şey” tepkilerini alır.

Özgür, karşısındakini samimi bulmadığı için ona güvenemez ve sert çıkar. Arkadaşlığı bozulur bu sırada arkadaşı hala söylemediğini söyler fakat güven veremez. Daha önce arkadaşının dedikodu yaptığını ve yalan söylediğinine defalarca tanık olan Özgür ona inanamaz arkadaşı ise söylediğini reddeder.

Haklı da olsa Özgür bir insanla arasının bozulduğunu görmekten hoşnut olmaz.

Çünkü Özgür dedikodu yapmıyordur ve dedikosunun yapılmasını da hoş karşılamıyordur.

İşte böyle. Özgür, yıllar geçtikten sonra kafasına kodladığı “acaba mı?” şüphesinden dolayı hem tanıdığı hem de dışarıda gördüğü insanlar karşısında “saçlarının haline bak” denileceğinin kaygısı zaman zaman baş gösterir. Bu gibi durumlarda karşıda ki insanı kırmamak için de o an saçlarını tarar.

Burada Özgür’ün bilinçaltına yerleştirmiş olduğu kod çocuklukta yaranırken İlhan Cavcavda ise muhtemelen yetişkinlikle o ilk kovma anında yaşadığı hazz’dan kaykalanıyor.

İlhan Cavcav ağabeyimizin de en ufak bir olayda o hazzı almanın (bağışlama, alttan alma, hatayı kabul etme) gibi diğer şeylerden daha üstün olduğu kafasına kodlandığından belki bilinçsiz bir şekilde kovmak ona kolaylaşır ve her seferinde daha kolay kovar hale gelir.

Elalem ne der? kaygısı da bunun sebeplerinden biridir. Elalem 15 dakika konuşup unuttuğu bir dedikodu için bizler belki de bilinçaltımıza çok tehlikeli bir virüs yerleştiriyoruz. O virüsle yaşamayı öğreniyor, bizim onu yönetmemiz gerektiği yerde kontrol’ü ona veriyoruz.

Çünkü niye? Elalem ne der sonra..

“Şu koltuğun arkasını da aliyim, bakarlar” “3 tepsi baklava yapiyim kıyamamış 1 tepsi yapmış demesinler” halbu ki o 3 tepsinin 3’üde yenilmeyecekse yapmak israf değil mi?

İşte bu yüzden kıymetli arkadaşlar kafanıza ne kodladığınıza ve başkasının kafasına ne kodlattığınıza dikkat edin. İnsanın özünü tanıması ve dedikodu yapmaması bu yüzden önemlidir.

Tepkilerinizin ve alışkanlıklarınızın altında yatan sebebi bulun.

Bilinçaltı iyi kullanılırsa iyi, kötü kullanılırsa tehlikeli olabilir. Bilerek veya bilmeyerek ona kodladığınız duyguların siz pişman olmuş olsanız bile sizi zamanı geldiğinde etkilemesine müsaade etmeyin.

Kontrol’ü ele alın. Kendinizle iletişim kurun. Hangi hareketi niye yaptığınızı, o sözü niye söylediğinizi araştırın.

O kodu bulun, ve yerine daha güzelini kodlayın.

Sevgi, şefkat, muhabbet ile..

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir