Sultan Muhammed Alparslan’ın Anadolu’nun kapılarını bizlere açmaya muvaffak olduğu Malazgirt Savaşının hikayesine bu özel, kutlu ve mübarek gün anısına az biraz değinelim istedim.

Ayrıca bu sene farklı olarak Malazgirt Zaferini anma etkinliklerine Ahlat’ta eklendi. Bende oraya yakın olduğum için katılma fırsatı buldum. Buna birazdan değineceğim. Şimdi Malazgirt’te ne olmuş ona bakalım.

Savaş, kendi yorumumla Yenisafak.com.tr’den özetlenmiştir.

26 Ağustos 1071’de gerçekleşen savaşımız İç Asya’da henüz yeni kurulmuş bir ülke olan Selçuklular ve Anadolu topraklarında yerleşen Doğu Roma İmparatorluğu arasında o zamanlar ova olan Muş Malazgirtde gerçekleşiyor. Yeni kurulmuş ama çok çabuk ilerleme gösteren Selçuklular, Gazne devletini yıkarak sahip oldukları saltanat ve topraklar ile Doğu Roma’ya yani Anadolu topraklarına komşu olmuştu.

Bulunduğu topraklar itibariyle Anadolu’ya hükümdarlık eden Doğu Roma İmparatorluğu bünyesinde bulundurduğu Gürcü,Kürt,Ermeni,Abaza; Uz ve Peçenek Türkleri azınlık olarak yaşarken bir yandan da paralı asker olarak çalışıyorlarmış. Doğu Roma İmparatorluğunun yaptığı siyasi ve askeri baskı sebebiyle kendilerine tabii olan bu azınlıkların orada yaşamaları tercih değil binevi zorunlulukmuş. (Herkes bi ecdad Osmanlı değil tabii) Surlar ve kaleler yerine birliklerle sevk edilen askerler koruyormuş sınırları.

İç Asya’nın neredeyse tamamının İslamlaşmasıyla ve Anadolu topraklarının coğrafi olarakta verimli ve zengin durumda oluşundan dolayı Atalarımız yeni komşuları olan Doğu Roma İmparatorluğuna sık sık gaza seferleri düzenliyor “Geldik,geliyoruz” diyorlarmış.

Atalarımız seferler düzenleye dursun, öte yandan Doğu Roma İmparatorluğunda durumlar karışıkmış. Ülkenin yönetimi dul kalan Bizans İmparatoriçesi Eudoxie’nin elindeymiş. Sınırlarında giderek artan Türk-İslam tehlikesini gören İmparatoriçe ve yanındakiler telaşa kapılmışlar ve Selçukluları izlemeye almışlar. Bakmışlar ki  Selçuklular seferlerinde istilaya karışmıyor, sefer düzenledikleri yerleşim yerlerini yakıp yıkmıyor, halka kendileri gibi zulüm etmiyorlar; “ahanda nanayı yedik” demişler. atalarımızda hedef olarakta Doğu Roma mevkiilerini alınca bunlar iyice bir korkmasın mı..

Aynı zamanda ecdad yürüttüğü politikalar ve gösterdiği medeniyet ile Doğu Roma İmparatorluğun elinde tuttuğu azınlıklar ve Doğu Romalı olmayan halkın üzerinde olumlu etkiler bırakmış. Bu halk ve toplulukların kendileri üzerinde aidiyat hissedebilecekleri izlenimini de vermiş olan ecdad Doğu Roma için büyük bir tehlike olmuş.

Savaş kapıda.

Bu durumu gören İmparatoriçe Eudoxie kendisinin yetersiz olmasından dolayı ülkeyi ve en önemlisi savaşı yönetebilmesi için İmparator olacak yetkin bir eş ile evlenmeye karar vermiş. Doğu Roma idarecileri hemen birçok damat adayı sunmuşlar tabii sunmuşlar ama İmparatoriçe o sıralar bilmem kaçıncı Konstantin Dukas’ın oğullarını tahttan indirmek için komplo hazırlamaktan idama mahkum edilen, zatı zamanında Roma ordusu içinde yüksek rütbelere yükselmiş başarılı bir asker olan Doğu Roma kumandanı Romen Diyojen’i tercih etmiş.

Aynı sıralarda Anadolu’nun içlerine doğru seferler düzenleyen atalarımız Ege’ye oradan Marmara’ya kadar akınlar yapıyordu. Damatlığının tozuyla ele geçirilen bu karakol kalelerini almak için harekete geçen Diyojen zaferle dönünce “bırak Selçuklu’yu ben Tüm İslam ülkelerine sefer düzenleyeceğim!” diye gaza gelmiş. Bu tarihlerde Selçuklu Devleti, İslam ülkeleri için tehdit oluşturan Şii-Fatımi Devleti üzerine sefere çıkmaya hazırlanıyordu. Suriye’de bulunan Selçuklu Sultanı Alparslan, ordularını 40 bin kişiyle Mısıra doğru harekete geçirirken Roman Diyojen ise büyük Doğu Seferi için uzun süredir devam ettiği hazırlıklarını tamamlamış “kendi topraklarımız da mı savaşalım, yoksa onların topraklarında savaşırsak mı kazanırız?” stratejilerini düşünüp duruyormuş.

Sonra Diyojen, İmparatorluk askerlerinin yanı sıra Frank, Norman, Slav, Gürcü, Abaza, Kürt, Peçenek ve Uz’lardan tertip ettiği çoğu paralı askerlerden oluşan 70.000 kişilik bir orduyla Selçuklular üzerine sefere çıkar. O zamanlar bu sefere sadece Ermeniler katılmak istemez bunun öcü olarakta Ermeni toprakları Doğu Roma İmparatorluğu tarafından yağma edilir halk öldürülür. Binevi bünyesinde bulundurdukları diğer azınlıklara da göz dağı vermiş olurlar.

Gelelim düşene durdukları stratejiye. Diyojen’in yanındakiler demişler ki “kendi topraklarımıza çekip savaşmak korkaklık olur, kendi topraklarında İran’a doğru hareket edip orada savaşalım” Diyojen de durur mu almış gazı kendisine çok güvendiği ordusuyla Selçukluyu kendi toprağında bozguna uğratmak hayaliyle teklifi kabul eder yetmez, “Alın komutanlarım, şu toprak senin bu toprak benim” diye Suriye, Arap gibi İslam ülkelerini de alacağını düşünüp komutanları arasında pay eder.

Bu esnada Selçuklu Sultanı Alparslan Roma Ordularının kendilerine doğru harekete geçtiğini öğrenince Suriye’ye doğru ilerler ve yeterli hazırlıklar olmadığından dolayı casusları aracılığıyla kendilerinin Rey şehrine konuşlandığı haberini yayar ve Malazgirt Ovasına konuşlanır Diyojen de bu numarayı yer ve Rey’e doğru harekete geçer.

Adettir, elçiler gönderilir elçiler kabul edilir, taraflar birbirlerini iyice bir yoklar. Sultan Alparslan hem vakit kazanmak amacıyla hem de  düşmanını da iyice tanımak istediğinden kabul edilemeyecek bir barış teklifinde bulunur. Diyojen de bu teklifi ciddiye aldığından der ki: “Ben Sulh müzakerelerini Rey’de yapacağım. Ordumu İsfahan’da kışlatıp Hemedan’da sulayacağım.” yani “barış yapacağım yok, savaş alanında görüşeceğiz o da son görüşme olacak şehirlerinizi de alacağım atlarımı da orada otlatacağım” manası veriyor. Bizimkiler de  durur mu yapıştırırlar lafı: “Atlarınızı Hemedan’da kışlayacaklarından ben de eminim, fakat sizin nerede kışlayacağınızı bilemiyorum.” dedikten sonra yiğitler er meydanına.. Diyojen’i bilemiyorum tabii.

Doğu Romalılar 3 senedir hazırlandıkları bu savaş için 70 bin paralı asker tutmuşlardı. Selçuklular ise Mısır seferi üzere oldukları için hazırlıksız ve 40 bin kişiydiler. Selçuklu Sultanı Alparslan Doğu Romada bulunan ve henüz Müslümanlık ile tanışmamış aynı soydan ayrıca Doğu Roma’nın en vurucu gücü olan Uz ve Peçenek Türklerine casusları yoluyla haber gönderir ve kendilerine katılmayı teklif eder onlar da bu teklifi kabul ederler. Doğu Roma ordusunda konuşlansalar da Selçuklu için mücadele ederler.

ve savaş başlar!

Stratejileri güçlü hücum ederek kesin sonuç almak olan Roma ordusu, 40 bin kişilik ordunun ‘Hilal Taktiği‘ ile Sultan Alparslan ve ordusu tarafından bozguna uğratılmalarını izlemişler. “n’oldu” demeye kalmadan kendilerini ecdadın şefkatli ellerinde bulan Diyojen’i çıkartmışlar Sultan Alparslan’ın karşısına. Son derece nazik ve imparator’a layık bir şekilde karşılayan Sultan Alparslan “sen kazansaydın ne yapardın bana?” diye sormuş. Diyojen’de az biraz korkudan az biraz da gördüğü muamleme karşısında “öldürürdüm” diye cevap vermiş. Sonra Diyojen’i serbest bırakmış Sultan Alparslan sonrası Diyojen için acı.. Neyse efenim böylece ecdadımızın yüzyıllardır kullandığı ve en son Afrin operasyonunda gördüğümüz Hilal Taktiği ile düşman yenilgiye uğratılmış ve Anadolu’nun kapıları açılmış oldu.

Anadolu’nun tapusu hamdolsun artık bizdeydi. İlerleyen 20 yıl içerisinde hızla Anadolu içlerine göç hareketleri başlatılarak Türkleştirilen Anadolu, İç Asyada ki diğer Türk devletlerinin de göçleriyle bir Türk yurduna dönüşmüştü.

Uzattığımı biliyorum ama özetledim. 🙂

Bu sene Ahlat’ın da dahil olduğu Cumhurbaşkanlığı bünyesinde gerçekleştirilen 947. Yılında Malazgirt Zaferi’ni Anma Programı Etkinliklerinde Ahlattaydım. Malazgirt’e gitmeyi çok istiyordum ama nasip olmadı. 

Şimdi sizi Ahlat’ta ki etkinlere götüreyim ve orayı şöyle iyice bir gezelim.Ben Adilcevaz’da kalıyorum. Ahlat’ta 15 dakika mesafede. Kaçırır mıyım? 🙂

5 akraba bir taksi tutup sora soruştura alanı bulduk. Taksinin götürebildiği kadar taksiyle sonrasında belediyenin ücretsiz temin ettiği dolmuşlarla 2 dk. sürmeyen meydan alanına gittik yolda giderken dağda oturan askerleri görürdünüz istemsiz selam vermemle o da bir asker selamı çaktı 😉

Alana girer girmez dikkatinizi çeken ilk şey temizlikte ki titizlik oluyor. İstanbul Belediyesine boşuna koskoca İBB demiyorlar dedim. Ekip bi harika! Her yerde her dakika gezdiler her yere çöp torbaları bıraktılar ve aşırı titizdiler, tebrik ediyorum.

İlk olarak aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz gösteri alanına gittik sonuna yetişmiş olsakta güzeldi. Ardından ata binmek üzere ilerledik. bu arada ata binmek, ok atmak, yemek (kavurma – pilav,tatlı) ve bulabildiğiniz yerden alacağınız her su ücretsizdi harika!

Ata bindikten ve bi güzel ok attıktan sonra alana kurulmuş çeşit çeşit illerden gelen ve yörelerine özgü sanatları sergileyen obalara gittim. Ebru’dan baston işlemeciliğine; yüzük ve takıdan ok-kılıç ustacılığına kadar atalarımızdan yadigar birçok kültürümüze şahit oldum.

Oynadıkları oyunlar, kullandıkları aksesuarlar, giydikleri zırhlar,örf ve adetleri her şey torunlarına tanıtmak için tertipli ve titiz bir şekile sergilenmişti bu işe önceden emekle hazırlanıldığı belliydi.

15 temmuz derneğinin obasınında 15 Temmuz Şehitler Köprüsünde yaşananları sanal gerçeklik gözlüğü ile görme imkanım oldu güzel hazırlanmıştı, buradan onları da tebrik ediyorum.

Fotoğraftaki görevli arkadaş – sağolsun- bana daha önce adını duyduğum ama -emin olun- bu kadar eğlenceli olduğunu bilmediğim Türk strateji ve zeka oyunu Mangala‘yı öğretti. Gerçekten oynaması çok zevkliydi şimdi kendime bir tane satın almayı düşünüyorum.

Çeşitli ürünler satın aldım, daha önce bilmediğim atalarımıza ait birçok kültürü ve yaşantılarını gördüm, tanık oldum. En çokta ebru sanatını beğendim. Ustamız çok sevecen ve cana yakın bir abla idi. Allah ondan da razı olsun. 🙂

Vel hasıl, Allah bu etkinliği yapandan da Anadolu’nun kapılarını bizlere açan Sultan Muhammed Alparslan ve ordularınından da atalarımız Selçuklular ve Osmanlılar ve nicelerinden de razı olsun bizleri bıraktıkları bu mirasa sahip çıkan ve devam ettiren kullarından eylesin, amin.

Selâmetle..


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir