Vangölü ekspresiyle Tatvan – Ankara arası bir gün sürecek ve benim için ilk olacak tren yolculuğumu sizinle paylaşmak için kaleme alıyorum bu yazıyı daha doğrusu tuşlara tıklıyorum hadi bakalım.

Yazmayalı çok olmuş blog’a. Nevi şahsına münhasır Türkçe öğretmeni bir arkadaşımın bu tren deneyimimde edindiğim duygularımı deftere yazmamı önermesiyle blog yazma fikri uyandı birden. İnce motor kaslarım zayıftır benim -ilkokul hocalarıma selam olsun – bir buçuk sayfadan fazla yazamam ben.

Hadi başlayalım.. Bir dakika ya heyecanımdan bahset mişmiydim ki ben? Önce ona sarayım. -geri sarılan kaset efekti sesi.-

Bir ay öncesinden – yer kalmaz diye- biletini aldığım tren yolculuğu için neredeyse bileti aldığım günden beri heyecanlıydım. Denkliği çıkan diplomamı almak için Tatvan’dan Ankara’ya oradan da Kayseri’den binecek sınıf arkadaşım Müsellim ile okul arkadaşımız Ali’nin yanına Bursa’ya gidiyorum. Dıdısının dıdısına dediğinizi duyar gibiyim n’apim detay vermiyim mi size ☺️ Valla ne başkent ne kadim Bursa, beni heyecanlandıran ilk defa yapacağım bu tren yolculuğuydu.

İnsanın henüz ulaşamadığına bir merakı vardır bu merakta heyecan yaratır. Tren yolculuğu da benim için böyle olsa gerek, henüz deneyimlenmeyeni denemek. İzlediği, ulaşamadığı için ben gördüm, yaşadım demek.

Başlık’a konu olup çağrıştırdığı filmi izleyeniniz oldu mu? Doğu ekspresinde bir cinayet. Ben izleyeli epey bir etti. Bir dedektifin tren yolculuğu esnasında geçen bir cinayeti çözmesini anlatıyor. Neredeyse tamamı trende geçen bu eğlenceli filmi izlerken oldukça keyif almıştım. Oralarda bir yerde – bir gün trene binmeliyim- diye geçirmiş olmalıyım. Evet böyle olmuş olmalı çünkü ben izlediğim bir dizide görüp -Semt pazarına gitmek istiyorum- diyip yapılacaklar listesine alan biriyim (maalesef bizim burada pazar yok)

Trenden bahsedecek olursak her şeyin ilki önemlidir ve her şeyin ilki korkutucudur çünkü bilinmezdir. Bu yüzden bir şeyin ilkini atlattıktan sonra çok daha rahat olacağını düşünürüm.  Önce Tatvan’a tren garına gittim – ilk oluyor- biraz bekledikten sonra aşağıdaki klasik fotoğrafı bir çekeyim dedim.
İkinci kompartımana bilet almıştım arayıp buldum ve bindim eşyalarımı koyup hemen kompartımanları gezdim tuvalet nerede, geçiş var mı bir inceledim. Bileti siteden aldığım için ismimi soyadımla teyit ettiler ama ara duraklarda duranın inenin binenin hesabı yok. Elden para alıp yolcu alındığını gördüm yer yok diye lokantada oturanı da. TCDD yazıyor ama sanırsın otobüs firması. Tam bunları yazarken siyah bir köpek alelacele geçti yanımdan. Naa bu da narkotik. Eşyaları kokladı falan. Neyse ki sorun çıkmadı.

Baküye giderken sınır kapısında vizesi biten,bir gün kalan, cezalı yolcuları beklediğim çok olmuştur alıştırdılar yani..

Çıktık yola tin tin. Kış diye herhalde bayaa da yavaş aslında ama acelem de yok. Lokanta tam filmlerdeki gibiydi elit elit oturuyorlar, camdan dışarıyı izleyip çaylarını yudumluyorlar. Arada yabancı turistleri, yerli elitleri görüyorum – nereye düştük- derler gibi bakıyorlar -evet öyle diyordunuz :)- bazıları deneyimli ama bazılarında ilk oluyordu galiba. Esprisini de yaptım elit çıkardık hadi iyiler.

– Şaşırtıcı bir şekilde bayaa uyudum – 1 saat kadar- daha sessiz daha az sarsıntılı diye herhalde. Normalde otobüste falan uyuyamıyorum hiç.
Tren hem ekonomik hem çok güzel bence. Oldukça geniş, rahat, yavaş ilerleyen, az sarsıntılı güzel bir deneyim. (Filmlerde çok sarsılır ya hep.)
Şimdi bahsedeceğim şey beni çok şaşırtmıştı. İstasyon olmayan yerlerde ara şehir içi durağı gibi sadece durağı olan yerler vardı ve o soğukta orada treni bekliyorlardı sadece. Herhangi bir bina yok sadece yolun ortasında bir durak. İnen, dahil olan da oluyordu. Sordum “öyleeğh durak” dedi amcanın biri.

Trenin barındırdığı imkanlar hususunda koltukların yanında priz olması hoş. Tren bir de lokantaya sahip yani daha çok pastane ya da büfe. Çay ve poğaça var bitince başka yok. Pahalı değil ama yeterli de değil. Yanınıza yiyeceğinizi alsanız hiç de fena olmaz. İyi bir şeyler yemek isterseniz – kahvaltınızı önceden hazır etmelisiniz- belli başlı yerlerde en fazla yarım saat falan mola oluyor önceden yemek sipariş verebilirseniz lokantada yiyebiliyorsunuz.

Çay kahve mesele. Yani Türkiye’nin durumu belli çayı seviyoruz niye pahalı di mi? Bir keresinde kuzenim üst üste içtiğim çaylardan sonra “senin mazotun çaymış” demişti. Bir hoşuma gitmedi değil. Biri bitiyor birini canım çekiyor e şimdi pahalı bu çay. O yüzden çayınızı felan getirin bence tiryakiyseniz benim gibi zorluk çekebilirsiniz. Ne kadar mı hmmh bardağı 2,5 tl. Otobüs çayı bardağı bir de düşünün.

Trenin fiyatı da oldukça ucuz ben 58 liraya aldım sonra zam geldi 82 oldu. Koltuklar 2+1 şeklinde otobüs düzeni ama daha rahat daha geniş.
Bunun bir de dört yataklı olanı (arka kompartıman) bir de çift yataklı olanı var. Çift yataklı olan 300 küsür daha pahalı ama denenmeli. Doğu ekspresinde yatak başı 1300 tl imiş. 😮

Yolculuğa çıkmayı uzun süredir istiyordum ya, seviyorum seyahati. Şarj olmak gibi hele bir de kendinle başbaşaysan düşün ha düşün dincel ha dincel.
Hâ diyebilirsiniz ki düşünmek iyi midir tek başınıza fikirlerinizi toparlayabileceğinize inanıyorsanız iyidir derim.

Yanıma ne aldım?
Elbiselerim hariç sadece bir kitap aldım:Nietzsche ağladığında. Tekrar okumak istiyorum. Daha önce bu kitaptan size hiç bahsetmedim. Aslında yazısını yazmayı düşünmüştüm yazınca buraya linkini de eklerim inşallah.

Allah’ım çok güzel manzaraları var 😍

Bu tren yolculuğunun kışa denk gelmesi daha iyi oldu. Sanki Doğu Ekspresinde cinayet filmindeki trenin geçtiği yerlerin aynısı. Orada da mevsim kıştı ve böyle dağlardan, uçurum gibi yerlerden sürekli geçiyordu. Filmdeki yerleri geziyorum izlenimi verdi bana.

Otobüsten ne farkı var?
Koltuk araları daha geniş ansızın sizi uyandıran çay gezdiren muavin yok. Daha az sarsıntılı. Arabalar başka güzergaha siz sanki başka bir güzergaha gidiyor gibi hissediyorsunuz. Üstelik yüksek dağ kıyılarından, içlerinden geçiyorsunuz. Kapalı alan korkunuz yoksa eğer bu durum iyi tabi 🙂

Tren garının hemen dibinde evi olan insanları merak ettim mesela. Nasıl hissediyorlar? Sesten rahatsız oluyorlar mı yoksa bu manzaradan hoşnutlar mı?

Trenle tam 27 saat.
Öldüm bittim artık ne kadar yoruldum anlatamam. Üstüne 6 saatte Ankara’dan Bursa’ya bir yolculuk yaptım etti mi 33 saat. Günün sonunda Allah’ım nerden geldim ben buraya beni kim getirdi de ben salak salak, okudunuz üflediniz mi?” videosunu çekerken hayal ediyordum kendimi.

Van gölü ekspresinin eksiklikleri:

Aşırı kalabalık, bu ne len kardeşim otobüs firması mı bu?

Vangölü ekspresi sosyo-psikoloji yorumu:

İki farklı resim aynı mekanda.

İlk resimde kesin ve net bir şekilde konuşuyor. Biz kendi halkımızı biliyoruz eşinizle dostunuzla gelip okey falan atmak isteyeceksiniz yasak kardeşim yasak!

İkinci resimde dil yumuşuyor. Lokanta imkanlarının kısıtlı olduğunun kendileri de farkında oldukları için daha kibarlar. Getirmemenizi rici idiriz.

Neyse ki bitti iki gün sonra tüm yorgunluğu atıp Bursa gezisine odaklanacaktım.

Bursa’ya gelmişken Uludağ’ı görmemek olmaz dedik. Teleferik ile Uludağ’ın zirvesine çıktık. Arkadaşımın yeni aldığı oyuncak bendeydi o sıra video çekiyorduk. -telefonu sabit tutan çeşit çeşit hareketler yaptıran selfie çubuğu gibi bir şey- Sucuk ekmek yiyelim dedik, ben manzarası olan bir yer ararken bir dükkanın içine girip manzarasına baktım orada çalışan Hüseyin adlı samimi bir arkadaşımız buradan daha iyi manzara mı var diye ikna etmeye çalıştı bizi, etti de.

Sonra elimdeki oyuncağı görünce “Vlogger mısınız?” dedi “Blogger’ım arkadaşım da firmalara kurgu-  prodüksiyon işleri yapıyor dedim.

“Oo” dedi. “Burayı da yazacak mısın?” diye sordu. Uludağ’ı yazmak hiç yoktu aklımda aslında “İstersem yazarım” dedim. “Öyleyse sucuk-ekmek size benden indirimli ayran da yanına bedava” 🙂 Çok doğal samimi bir arkadaşımızdı. “Teşekkür ederim, yazarsam seni de mutluka eklerim..Hüseyin gel bir fotoğraf çekilelim o zaman bunu da ekliyeyim.”

Bu da o fotoğraf 🙂

Hüseyin ve Ben
Hüseyin'in çalıştığı dükkanın adı. Bir gün giderseniz belki benden bir selam söylersiniz 🙂

Uludağ’ı baya bir gezdik, bol bol fotoğraf çektirdik. Kendini pandemiye adamış teleferiğe neden 8 kişi alınıyor diye sitem eden adamla aynı bölümde oturduk kendisi de atkısından maske yapmış ha. Sonra Amerikalı bir adam, çok tatlı kızı Elly ve arkadaşıyla aynı yerde aşağıya indik. Çok tatlıydılar muhabbet etme şansı bulduk sonra da ayrıldık.

Sıradaki durak İstanbul‘du.

Ardından İstanbul’a geçtim. Bir arkadaşımla 2 gün kadar Üsküdar senin Eminönü benim, Sultanahmet şura, Ayasofya orda gezdik. İkimizde yürümeyi çok sevdiğimiz için genelde yürümeyi tercih ettik  Harika yerler gördüm korular, millet bahçesi, 2 güne çok sığdırılan dolu dolu bir gezi oldu. Yine şahsına münhasır olan bu arkadaşım için -yukarıda bahsettiğim – bir gösterdiği yeri ikinci soruşunda kesinlikle hatırlamam gerektiğinden inatla sınav ediyordu beni. Görmeliydiniz, “Şurası nere” diyor neresi diye soruyorum gözüyle “şura işte ya görmüyor musun daha yeni söyledim -söylerken gündüzdü -nasıl hatırlamıyorsun” diye bir bakış atıyor. Gündüz göstermiş gece bilmemi istiyor😊

Piyano çalmayı çok özlemiştim. Girdiğimiz bir mekanda denk gelirsek ne güzel olur diye konuşuyorduk. Üsküdar’daki Nevmekan’a gidip bir şeyler yiyip içelim dedik bir baktık piyano 🙂 Sonra ortaya bu video çıktı.

Ona o gezide çok şey borçluyum harika 2 gün geçirmemi sağladı.  🙂

Yanımda bir de küçük bir piyano sever vardı. 🙂

2 yorum

Emre · Mart 7, 2022 1:35 am tarihinde

Emeğine sağlık Berat çok güzel bir blog olmuş çok beğendim

    Beraat · Mart 7, 2022 6:44 pm tarihinde

    Teşekkürler, beğenmene sevindim dostum 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.