Sokrates yıllar öncesinden şöyle demiş “en iyi bilgi insanın kendi öğrendiği bilgidir.” diye.

Uzun uzadıya anlatmak istediklerini yazan yazarlarla tanış oluyoruz artık. Anlatmak istediğini keşfedici yollarla değil de akademik olarak yazdığında bu bilgi,  okuyucuya pek de bir ilgi çekici gelmiyor haliyle. Yeni neslimiz ve günümüzün getirisi bu çünkü. Bilgiyi daha kolay anlaşılır hâle getirmek. İçselleştirdiğimiz, eğlendiren içerikleri daha çabuk emiyor, çok çeşitlilikten dolayı kendini cezbeden içereğe yöneliyoruz doğal olarak ve çerez gibi tatlı olmasını istiyoruz bu anlatılanların. Dolayısıyla üzerine düşünülmüş, çabalanmış, emek verilmiş içerik daha ilgi çekici geliyor bizlere.

Keşfettiğime göre bir insanın herhangi bir tecrübeyi, bilgiyi, nasihatı -ne derseniz artık- kabullenmesi için üç unsur vardır:Merak, ihtiyaç duyma, çağrıştırma.

Okuyucu kitabı açar çünkü içeriğini merak etmiştir. Biraz ilerledikten sonra içinde kendi fikirlerine ait bir şeyler bulur yeni bir şeyler öğrenmenin ihtiyacıyla merakı da giderek artar. Hal mesele böyle olunca beyninde uyanan bazı merkezler okuduğunu almaya başlar. Bu ilgi çekmeyle gerçekleşir. Okuduklarını bilince alır ve hayatının geri kalanında benzer bir olayla karşılaştığında hatırlayacağı bir bilgiye dönüşür.

Meselemiz, yıllardır gelişen bilim ağımıza rağmen 100 yıl ve öncesinin bilimini, bilim insanlarını ve fikirlerini konuşuyor olmamız.

“Mısır piramidlerini uzaylılar yapmış der” hale geldik.

Çünkü böyle demek daha kolay.

Kimse de çıkıp demiyor ki “geriliyor olabilir miyiz?”

Günümüzde kimse “yaptığımız araştırmalara göre” , “analizlerimiz sonucu” gibi cümleler kullanmıyor. Pek az insan bu durumun dışında. O insanlar da şu an keşfettiğimiz bilgilerin vesilesi durumundalar.

Bizim, günümüz şartlarına bakarak zaten yapılmış araştırmalara, söylenilmiş fikirlere bir şeyler katarak daha yeni, daha güncel bilgiler keşfetmemiz gerekmez mi?

  1. Bizim yerimize araştıran insanlar var, bu yüzden internetten okuduklarımızı hemen kabul ediyoruz. Araştırmak zor geliyor. Binevi başkası yerimize düşünüyor.
  2. Çerezin önümüze gelmesi güzel. Tadı, içeriği nasılmış merak konusu değil. Çerezi yetiştirmek zor.

Hal mesele böyle iken artık bizden öncekilerin fikirlerini, söylediklerini konuşmak yerine keşfetmeye muvaffak olduğumuz, olmak istediklerimiz üzerine konuşmamız gerektiğine inanıyorum.

Geçtiğimiz dönemlerde “her hafta bir yazı” hedefimiz vardı bu günce için. Psikoloji,yaşam,testler vs. buna benzer konularda yazılar yazmayı hedeflemiştik. Bir süre de gayet güzel gitmiş, yaz tatilinin araya girmesiyle muvaffak olunamamıştı.

Yalnız bunu yaparken gördüm ki, her hafta – bir haftalık dilim içeresinde- içerik üretmeye çalışmak, tekdüzeliğe çıkartıyor insanı. Bu artık bir görev ve rutin haline geldiği için özgün ve yeni fikirlerden bahsetmek zorlaşıyor.

Bunun için düşündüm ki, eğer yeni fikirler konuşacak, günümüz şartlarını yakalamaya çalışacaksak bunu her hafta yapmak yerine bir yıl yeni fikirler, testler, araştırmalar, analizler ve tecrübeler üzerine düşünülsün. Yılda bir kere üzerine düşünülen konular hakkında fikirler yazılsın.

Herhangi bir alanda gerçek ve en iyi bilgiye ulaşmak için üzerine uzunca düşünmeyi, o bilgiyi hayatın bir parçası haline getirmeyi, onunla yatıp her yerde onunla alakalı bir bilgi görür hâle gelmeyi gerek görüyorum.

O yüzden,

Allah nasip ederse 2020 Ramazan Bayramında, bu zaman dilimine dek üzerine yoğunlaşacağımız, kendisini keşfe çıkacağımız konular hakkında yeni fikirleri keşfetmeyi ve sizlerle paylaşmayı ümit ediyorum.

İnşallah, bu zaman diliminde blog tamamen boş kalmayacak. Belli gün ve olaylara ait yazılar belli aralıklarla paylaşılacak.

Ümit ediyorum ki bu günce’de artık, zaten konuşulanlar değil, yeni fikirler, yeni bilgiler konuşulsun.

Selâmetle.

Kategoriler: Yaşam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir