Herkese Selâmün aleyküm.

Yazılara selam vererek girmeyi seviyorum çünkü taşıdığı manayı size aktarabilmek çok hoş. Benden size zarar gelmez, Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun demiş oluyorum sanırım başlangıçların en güzeli.

Iıhhm. Konumuza geçelim.

Üniversiteyi Bakü/Azerbaycan’da okuduğum için tatil için memlekete gelirken o yol bana bazen zulüm gibi geliyor hele birde Ramazan ayını denk geliyorsa.. Bunları tahmin ettiğimden otobüs biletimi önceden ayırttım, uçaktan iner inmez beni Nahçıvandan alıp Iğdır’a götürecek taksiyi önceden tuttum. (Baküden – Nahçıvana uçakla, sonra taksiyle Iğdır’a oradan da otobüsle memlekete gidiyorum) her şeyi önceden ayırlıyorum ki zorluk çekmeyeyim. Zahmetsiz bir şekilde, sağ selamet memlekete ulaşırım diye düşünüyorum. Beni Iğdır’a götürecek olan şoför henüz Türkiye’de olduğu için uçağa binmeden whatsapp’dan ona mesaj attım, görmedi. Neyse, inince ararım diyerek bindim uçağa. Uçaktan indikten sonra Azer hattını arıyorum ulaşamıyorum Türk hattını da arayamıyorum e internetimde yok. Taksici bir ağabeyden telefonunu rica ettim. Numarayı yazınca kayıtlı olduğunu gördüm. Sordum niye gelmedi diye “o seni başkasına ısmarladı” dedi. Meğer gelememiş arkadaşına söylemiş o alacakmış beni. Haber etmediği için de bilmiyorum tabii, neyse beni götürecek olan taksiyi gösterince bu sorunu da çözmüş olduk. Ama yeni başlıyormuşuz.

Bindik taksiye geliyoruz yanımda Azeri bir hanım, birde Gaziantepli firma sahibi bir abimiz. Abla tatil için Diyarbakır’a gidiyor ağabey Antep’e geçecek bende Bitlis’e gidiyorum. Hoşbeş muhabbet derken Nahçıvan sınırına dayandık. Bir kalabalık bir kalabalık. Otobüsleri çok bekledik. Sağolsunlar görevliler de yavaş.  Neyse saat 11 oldu oranın saatiyle (bizden bir saat ileride) yetişirim dedim. Türkiye sınırına geldik. Kalabalık yine var tabii. Biz buradan hemen geçeriz diye düşündük ama bahtımıza yeni bir abimiz işe girmiş acayip yavaş ilerliyor dayanamadım cama tıklatarak “biraz acele eder misiniz, sabahtır burada bekliyoruz” dedim. Önce bakmadı, sonra anladı ki hala ona bakıyorum bana bir bakış attı ve “yapmaya çalışıyoruz herhalde ” dedi. Bir şey demedim. Arabaları kontrol eden polis memuru inanılmaz yavaş. Müdürü görünce hızlanıyorlar müdür gidince aynen devam. Sonra Ramazan ayında “Yemek Arası” saati denk geldi. Bir saatte orada bekledik mi? Saatler geçti.. Otobüsler kaçtı deli gibi firmaları arıyoruz “Şu saatte yer var mı, ayakta da gideriz” diye ama yok, kalmadı hiç bir otobüste yer.

Kapıyı öyle böyle geçtik ardından Iğdır’a vardık. Otobüs kaçtığından Iğdır da hiç beklemeden minibüs bulma ümidiyle Doğu Beyazıt’a doğru yol aldım. Orada minibüsler vardı. Erciş’e kadar da gitsem atardım kendimi memlekete. Gel gör ki yolun kapandığını, bu saatte eskisi gibi minibüs bulamayacağımı ve otelde kalmamı önerdiler. Bakü’den zaten inanılmaz sıkılmışım bir gün daha gurbette kalamazdım. Taksici ne dediyse de ikna edemedi beni otelde kalmayarak anayola çekmesini, otostop yapacağımı söyledim. (yüreğe bak)

 Otostop için beklerken tek bir tır durdurabildim o da benim olduğum yerde duracakmış zaten. “Selamun aleyküm. Ağabey nereye?” “Aleyküm selam, Gaziantepe gidiyorum.” “Bitlisten geçiyorsun değil mi?” “Ee tabi, geçmeden nasıl gideyim?” Üst yoldan felan gitmiyorsun yani? “Yoo” “Ben de binebilir miyim, Bitlis’e gidiyorum.” diye sordum. Bir ümit, ­aha buldum gidiyorum dedim. “Maalesef kardeşim almamız yasak” dedi binemedim.

Neyse o yoluna devam etti. Bende herkese güvenemeyeceğimden her arabaya da binmiyorum plakalara bakıyorum tanıdık bir plaka görürüm diye. O da yok. Derken yaklaşık 70- 75 yaşlarında bir amca geldi yanıma. “Nereye yiğenim” dedi. “Adilcevaz’a gidiyorum amca, sen nereye?” dedim. O da Ağrıya gidiyormuş. Şu an Ağrı’ya gidip otobüs aramaktan başka çarem yoktu başladık beraber beklemeye. Hoşbeş muhabbet derken iyice tanışmış olduk. Gittiğim okulu, kaldığım yeri anlattım. Biraz ülkemizden, kendi şehirlerimizden lafladık. Sonra o baktı olmuyo “otogarda bekleyelim”  dedi kabul etmedim. Sonra o gitti. Bir süre araç bulmayı denedim ya güvenemedim ya da durduramadım. Baktım ben tek başıma durduramıyorum bende otogara gittim. Tam içeri girerken biri seslendi: “Hocaa! Gel gel. Otobüs yokmuş yine birleşti kaderimiz.” “Öyleymiş dayı” dedim. Baktım ben el edince durmuyorlar dayıya bıraktım işi. Ben el kaldırdığımda bazen yüzüme bile bakmıyorlar. O el kaldırdığında ya alamayacaklarını belli ediyorlar el hareketleriyle vs. ya da yakınlardan döneceğini söylüyorlar. Dedim bende iş yok dayı halletsin.

Bir kargo arabasını durdurdu. 10’ar lira karşılığında Ağrı’ya götürdü bizi. Hayatımın en inanılmaz, en güzel anlarını yaşamaya devam ediyordum. Otobüs şoförü de kafa dengi bir adam. Anlattıkça anlatıyor. “Dayı şurayı bilir misin? Biz burada bu akan su için zemin aramıştık da bulamamıştık bir türlü” dedi. Mübarek, dayıya ne sorduysa dayı cevabını verdi, dayıda şoför’e ne sorduysa şoför de bildi. Bende tam ortalarında oturmuş hem yolu izliyorum hem de dinliyorum. İnanılmaz eğlenceliydi.

Fotoğraf’ın net çıkmaması biraz üzse de iş görür halde.

Ağrı’ya vardığımızda dayı ile yolculuğumuz sona erdi. Vedalaştıktan sonra yoldan geçen bir amcaya selam vererek otobüs veya minibüs aradığımı belirttim sağolsun yardımcı oldu. Otobüs ayarlandı. Bu esnada cep telefonum susmuyor arayan arayana bir ara kapatmayi düşündüm. Annem mütemadiyen arıyor bana ne yapmam gerektiği ile ilgili notalar veriyor. Babam arıyor “gelmedin mi hala, neredesin” diye soruyor. Bende ona durumu izah edince “haa, tamam öyle yap.” diyor. Ağabey’im arıyor “Gelip alayım mı seni diye soruyor” ikide bir. Canı gezmek istiyor. Sütekli otostop ile ilgili nasihatlar alıyorum arkadaşlardan, çevreden.

Neyse devam edelim.

İftarı açtıktan sonra otobüste oturarak da olsa Patnos’a kadar gelebildim. Galip beni Patnosdan alsınlar diye durumu önceden babamlara izah ettim. Babam gelecekmiş aslında beni almaya ağabeyim geldi. 

Gecikmeli de olsa gelen ağabeyimle hasret giderdikten sonra düştük gece vakti yollara. Sırf gelmek için babamları arkadaşlar ile gideceğim diyerek ikna etmiş. Arkadaşlarının da işi çıkınca haber etmeden sessiz sedasız gelivermiş. Cefakar ağabeyim.Belimde sırt çantam, bilgisayarım, fotoğraf makinemle yollarda sürünürken beyaz dacia’mızı görüşüm var ya.. Şükürler olsun Ya Rabbi! dedim.

Baküden – Nahçıvana uçakla, Nahçıvandan – Iğdır’a taksi ile, Iğdırdan – Doğu Beyazıt’a minibüs ile, oradan taksi ile anayola, dolmuş ile otogara, Doğu Beyazıt’tan – Ağrı’ya otostop kamyon ile, Ağrı’dan – Patnos’a otobüs ile ve Patnos’tan -Adilcevaz’a özel taksi ile geldim.

Velhasıl kelam, Bitlis’e hava alanı, gümrük kapılarındaki görevlilere el pratikliği nasip olsun istiyorum. Yolların tez vakitte açılmasını, kafanızı şişirdiysem de affınızı istiyorum. 🙂

Hayatımın en inanılmaz ve en eğlenceli yolculuklarından olan bu ânımı sizinle paylaşmak istedim (zaten sizinle paylaşıyor olabilmekte çok güzel bir duygu.)

Eğer olurda otostop çekmek zorunda kalırsanız Allah sizi, sevdiği iyi kullarıyla karşılaştırsın.

Selametle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir