Daha çok biz erkeklerin çocukluktan aşina olduğu bir cuma adabı vardır: Hutbe.

Bayram namazından sonra cuma namazından ise önce olan hutbe Allah’ı zikretme, dua ve nasihattir.
Bu hutbelerde her hafta Diyanet’in belirlediği konular anlatılır. Gündeme dair, bilmemiz gereken, kıssadan hisse çıkaracağımız hikayelerden, peygamberimizden ashabdan ve Rabbimizden bahsedilmektedir.
Bu hutbeler benim nezdimde çok önemlidir. Öyle ki, hutbeyi dinlerken konuşmak, konuşanı susması için ikaz etmek gibi davranışlar bile hoş karşılanmamaktadır.
Buradan hutbenin önemine vurgu çekiyoruz. Hutbe, küsde olsa, başka ırktan, başka mahalleden veya milletten de dahi olsa herkesi ortak noktada birleştiren camilerde yapılmaktadır ve herkes eşit statüdedir. Burada hutbeyi veren imama da bir çok görev düştüğünü düşünüyorum.

Yani hitap edilen, anlatılmak istenen şey ortaktır, ortak olmalıdır ve en önemlisi, o işini gücünü bırakmış pür kulak dinleyen halka öyle bir şey anlatılmalıdır ki hem onun yaşantısına hem karakterine hem maddi manevi hayatına hem de etrafına yarar sağlayacak, fayda gösterecek tesirde bir bilgi olsun.
Kimi zaman bu bir kıssa olur, kimi zaman bir fıkhi bilgi olur uzun süredir bilmeyerek yaptığı bir hatayı düzeltmesine vesile olsun kimi zaman bir nasihat olur.. Çünkü insanın beslediği o kibrini, zannettiği büyüklüğünü, gösterişlerini, şişirttiği egosunu ortaya koymadan dinleyebildiği tek şey dindir.

O yüzden, bu hutbelere iyi kulak asalım, zaten anlatılan her güzel şeyden nasibimizi aramak dinimizden değil midir?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir