“Benliğimiz bizimle iletişim kurmak ister Li. Bunu da genellikle rüya aracılığıyla yapar.” diyor kitabında yazar. Yukarıda görmüş olduğunuz görseldeki Romandan bahsediyorum. Paradokya. Beni derinden etkileyen ve çok ilgimi çeken bu söz, kitabı okurken not ettiğim birkaç sözden biri sadece.

Malum blog çoğunlukla psikoloji üzere olduğu için bu sözle cümleye başlamak istedim ve biraz bu sözün üzerinde durmak biraz da kitaptan bahsetmek istiyorum.

Benliğimiz hakikaten bizimle iletişime geçmek ister. Gün içinde bizi adeta bir kalkan gibi koruyan egomuz rüyalarımızda bu kalkanı devre dışı bırakır ve olduğu gibi yansıtır bizi, bize.

15 saniye gördüğümüz şirin hayvan videolarından tutunda gün içinde sadece 10 saniye moralimizi bozan olaylara; hayatımız boyunca yaşadığımız bize en çok sıkıntı veren meselelerden tutunda şimdi yaşadığımız azlı çoklu sıkıntılara kadar.

Her şeyin bir sebebi var ve her şey açıklanabilir durumda.

Bilinçaltı, 15 saniyeden 15 milyonlu saniyelere kadar tüm meselelerimizi, dikkat getirdiğimiz üzerinde yoğunlaştığımız veya üstünkörü geçtiğimiz tüm olaylara bir cevap arar ve cevabını rüya ile gönderir. Yani bizimle iletişim kurar.

Rüyanızda, bahsettiğim bu azlı çoklu olayların hepsini belirli zamanlarda görebilirsiniz. Bir gün uyanıp ” ben bu saçma sapan durumu niye gördüm ya?” diyebilirsiniz.

Rüyanız size, aslında o gün yaşadığınız olaylara ve kişilere olan gerçek bakışaçınızı birebir yansıtır, ego kalkanı olmadan saftır ve olduğu gibidir.

Yani rüyanıza bakıp, kendinizi yorumlayabilirsiniz. Tabii, yanlış yorumlamama adına dikkatli ve mantık çizgisinde olmalısınız.

Yanlış bir yorum, bilinçaltınızda yanlış bir sarsıntı oluşturabilir.

Bir diğer bizimle iletişim kurmak isteyen ruhani organımız ise vicdanımızdır. Ruh, kendisine ters bir harekette vicdanı yani sizi iyice sıkar. Canınız iyice sıkılır. Hiçbirşey yokken can sıkıntınızın sebebi budur. Bu yüzden deprasyona gireriz. Çünkü yanlış yaptığımızı bilir Ruh sıkar, sıkar ki bu durumdan hoşnut olmayasın bir şeylerin yanlış gittiğini bilesin.

Hem kalpte böyledir çok gevezedir sürekli sizinle konuşmak ister aynı hanımefendilerimiz gibi. Aşırı konuşurlar. Yapılanlar karşısında daima doğruyu söylerler ve tek istedikleri yanlış yola sapmamanız. Yanlış yapmamanızdır. Aynı bizim kadınlarımız gibi.

Ama insan, kalbinin sesine kulak vermezde bir süre sonra kısarsa onu yok sayarsa kalpte artık konuşmamaya başlar ve ona doğru yolu gösteremez.

Kalbinden bir kere uzaklaşanın yaklaşması zor olabilir.

O yüzden siz siz olun, sizi düşünen çevrenizde ki hanımefendilerin sesine, vicdanınıza ve kalbinize dolayısıyla da ruhunuzda sırtınızı dönmeyin.

Gelelim Kitabımıza.

3 seneden beri sıklıkla roman okurum ama ben bu zamana kadar fantastik – kurgu türünde bizden böyle bir roman okumamıştım. Bayıldım! Enfes! Harikulade!

Abartıyor olabilirim ama içimden geliyor. Gerçekten çok sevdim.

Bir kere olaylar saçma kurgulanmamış, güzel bir distopik dünya kurulmuş ve olaylar birbirine güzel bağlantılı. Mantıklı bir dayanağa oturtulmuş ve okurken öğreten,düşündüren; okuru da hikayeye dahil eden gerçekci ve etkileyici bir yapısı var.

Ve kitabın serisinin olduğunu da duyunca çok sevindim. Filmininde bir an önce çıkmasını istiyorum. Umarım yapımcılar böylesine bir yapıtı filme çevirmek gibi güzel bir hareket yaparlar.

Ne diyim?

Okursanız fikriniz ne olursa olsun bana buradan veya neokur’dan yazarsanız çok sevinirim.

Belki de çoktan okumuşsunuzdur kim bilir? Okuduysanız da merakla görüşlerinizi bekliyorum.

Selāmetle.

 

Gecenin gizemli oyunu sizin için başlıyor.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir