“Bu piyano sesi ne tuhaf. Beni son gemiye binen son yolcu gibi sonsuzluğa götürüyor durmadan.” diyor bir piyano sever. Piyanoyu böyle tanımlıyor, kendini ise “Son gemiye binen, son yolcu” diye tarif ediyor. Ne demek istediğine belki benim şimdi burada yapacağım yorum birebir uymayacaktır çünkü herkes ilk olarak kendi bilik ve bakış açısıyla bakar karşısındakine. Ben de bu bakış açısıyla ilk okuduğumda  “son gemiye binen son yolcu ve sonsuzluğa götürüyor durmadan” sözlerini “herkesden sonra ama gemiyi kaçırmamış, ne zaman kaçmak istese ona koşuyor ve bir âleme dalıyor” diye yorumladım. Kendim için de böyle görüyorum çünkü. Dolayısıyla algılarım bu yönlü olacaktı..

Açık olayım piyanoyu sevmem geçtiğimiz yaz oldu. Öyle aman aman yıllar yılı aşığı değildim yani. Henüz yeni tanıdığım ve “Potansiyelini Keşfedenler” sayfasında da sizlere tanıttığım Kuytu Köşe Yazarı – Gülnihal Aydınlı  ve arkadaşının Ludovico Einaudi‘nin Primavera müziğine piyano ve kemanla kendi yaptıkları yorumu dinledikten sonra oluşmuştu bu sevgi. Dinlerken, uzun süredir aradığım ve beynimin daha iyi çalışmasını sağlayacak akış hızına kavuşuyordum. O sıra karma karışıktım ve birşeyleri yerine oturtamıyordum nedense. Yapacağım bir plan varsa nasıl yapmalı, hangi işten başlamalı, hayatımda ne eksik ne yarım ne hatalı? Karakterim üzerine düşünmemi sağlayan ortama zemin olmuştu o zaman Primavera.

Sözlü müzik sizi sözlere yönlendirir, ama sözü olmayan müzik ise sonsuz bucaksız bir evrene..

O yüzdendir ki kendinizle başbaşa kalmak istediğinizde klasik müzik – sözsüz sadece fon müziklerini tercih etmelisiniz.

Devam edelim, evet. Primavera ile tanıştıktan sonra müziği çok sevdim ve keman ve piyanoya olan ilgim birden %150 arttı. Dedim ki “birini öğrenmek yetmez ikisini de öğreneceğim, ikisini birden çalamayacağım için önce birini öğrenip sonra da diğerini öğrendikten sonra ikisini program vasıtasıyla müzikleştireceğim. “

Primavera. Beni piyanoya -daha doğrusu müziğe- bağlayan şey olmuştu. Etkisini yitirmesin diye çok fazla Primavera tarzı veya Ludovico Einaudi müziği dinlemedim vaktim de olmadı zaten. Çünkü her ne kodladıysam Primavera’ya kodlamıştım. Yani ilk dinlediğim vakitlerde içinden çıkamadığım zamanlarda ki hisler tekrar başka şekillerde nüshederse veya ilhama ihtiyacım olduğunda, dinlenmek istediğimde Primavera’ya sığınmak istiyordum.

Böyle durumlarda -Primavera gibi bir ilaç sırrı bulduğunuzda – hepsini  kullanıp bitirmek istemezsiniz. Sıkılmamak için. “Sevdiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin, itibar olmaz” olmaz demiş Şeyh Edebali Osman Gazi’ye nasihat ederken.. Aynı şey çok sevdiğimiz bir müzik içinde geçerli değil midir sizcede?

Gel gör ki müzik müziği getirdi Primavera etkisini biraz yitirdi. Her müziğin, her gelenin, her mutluluğun bir zaman gittiği gibi gitti ama her gerçek müziğin, her gelenin, her samimi mutluluğunmutlaka bir gün şekil değiştirip gelmesi gibi de geldi. Bu sefer farklı bir şekilde, farklı bir adla: Divenire

Tevâfuk ki bu geliş yine bir Ludovico Einaudi müziği ile olmuştu ve inanır mısınız açıp bir kere diğer müziklerine de bakayım demişliğim yoktu. Dedim ya, etkisini yitirmesin diye. İyi ki öyle de yapmışım. Elindekiyle yettiği kadar yetine bilmeli insan. Çünkü ikinciyi ararsa birincinin önemi kalmayacak. Yine ihtiyacım olduğu zaman da – Primavera etkisini birazcık yitirmeye başladıktan sonra- (Burada yazar müzikten ziyade daha çok, ona kodladığı, gelecekte kendini iyi hissettirecek anı,duygu ve kazanımları kast ediyor) Divenire tevâfuken çıktı karşıma. Bir başka tanıdık müziği dinlerken sıradaki video o olmuştu. Dinledikten sonra ” bu hangi müzik ya bunu daha önce de bir yerde duydum?” deyip ekrana baktım ki bu da Ludovico Einaudi’nin müziklerinden biriymiş 🙂 ve ben bunu hakikaten daha önce bir dizide de benzer bir şekilde takırtısını duymuştum..

Ludovico Einaudi 1955 doğumlu İtalyan piyanist ve bestekâr. Klasik müziğin ve deneysel müziğin yaşayan temsilcilerinden biridir. Ona günümüzün Mozart‘ı deniyor. Birçok müziği bazı müzik mağazalarında hâlen “çok satanlar” listesindedir.

Görünümüne ve yaşantısına -izlenim olarak- bakarak mütevâzi ve sade biri olduğunu söyleyebiliriz.

Müzik yaparken müziği âdeta yaşıyormuş gibi jest – mimikler kullanıyor.  Gerçekten bir konserine gitmek ve canlı dinlemek hatta ve hatta yanında eğitim bile almayı arzu ederdim 🙂

Gelelim benim piyano ile tanışmama.

Bakü’de sanata duyulan ilgi büyüktür. Hemen hemen her müstakil evde bir piyano vardır. “Önce birini öğreneceğim” diye niyetlenmişken yeni taşındığımız evde piyano vardı 🙂

Dedim ki “en az 1 sene buradayım, mutlaka en az bir müziği çalmayı öğrenmiş olarak çıkacağım bu evden.”

Nasıl mı çalışıyorum?

Bazı müziklerin piyano da nasıl çalındığını öğreten videolar var. Ben şurada ki videodan yararlandım ve taklit yoluyla şimdilik sadece “müziği” öğrenme yolunu seçtim.

Başta çok zordu ama yıllardır öğrenemediğim iki şeyi göstermişti bana piyano: Başarı için sabır gerekir çünkü hiç bir iş kolay değildir, başarılı olmak için inançlı olmak yetmez, işe inançlı da başlamak gerekir. İnanç, azim getirmelidir.

Şimdilerde dinlemekten hoşlandığım bir iki dizi müziğini bazı bölümlerini çalabiliyorum. Primavera göründüğü gibi kolay değil ve 4 parça halinde öğretiliyor ve ben birinci parçayı artık iyice kavradım diyebilirim.

Bulunduğumuz evde -sanıyorum- akustik, eski tip klasik diye adlanan piyanodan var. Başta sesi daha önce ordan burdan duyduğum piyanolar gibi gelmemişti ama sesleri öğrendikten ve iyice alıştıktan sonra dijital piyanodansa bunu beğendim diyebilirim 🙂 Henüz diğerlerini deneyemedim. Ve fark ettim ki sadece piyano tek başına değil, kendisiyle birlikte çello, keman gibi çalgı aletleriyle birlikte çalındığında daha çok seviyorum ben. Müzik tarzımı yakaladım diyebilirim.

ve anladım ki,

çocuklarımıza, kendimize mutlaka bu tür bir beceriyi kazandırmamız lazım. Ben yıllardır öğrenmem gereken kendime lazım iki nasihati bu yılların toplamı ve bir piyano ile öğrendim. Belki bir yavrumuz daha küçük yaşta kazır bunu kafasına. Bu tür becerilerin neler yapabileceğini ve nelere sebep olabileceklerini düşünmek uçsuz bucaksız bir derya. Ben kendi tecrübe ettiğim piyanodan bahsedeyim.

Piyano çalarken iki elinizi farklı şeyler çalacak şekilde alıştırmalısınız. Beyin tek taraflı işlediğinden bu zordur aslında ama imkansız da değildir. Beyin bu şekilde eğitildiğinde ne kadar gelişeceğini siz düşünün. 

Önce sol eli öğrenirsiniz ve sonra sağı veya tam tersi. Sonrasında ise ikisini aynı anda çalmak için belirli yollarla kafanıza kodlamak zorunda kalırsınız ve beyninizi bu şekilde şekillendirmek durumundasınız. Aynı anda iki işi yapamayacak şekilde kalıplaşan beyinin kapasitesini arttırmaya yönelik bir eylem. Aynı anda çalmak için öğrenilen alternatif yol. A

Sabır ise karakteriksel terbiye. Piyanoyu öğrenmek için şart olduğuna emin olduğum özellik.

Şimdi ise sizleri Primavera – ThePiolin Cover -yani benim ilk dinlediğim ve etkilendiğim müzik- ile başbaşa bırakıyorum ve keyifli dinlemeler diliyorum.

Selâmetle.

şimdi bir daha dinledim de çok seviyorum bu yorumu 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir