“Hararetle, eski nesil oyun salonlarına benzer yan yana dizilmiş dev oyun ekranlarını andıran bilgisayar ekranlarının olduğu alana gitti. Az bir ışık vardı etrafta zaten. Koca odayı sadece ekranların ışığı belirginleştiriyordu. “Daha derine atmış olmalısın” dedi Sherlock. “Daha çok bilgi işlemeliyiz. Daha derine inmeliyiz. Bunun için kuantum bilgisayarlarını kullanalım!” ve bir ses yükseldi odada. “Saçmalama!” Evet, bu bendim. Lafını kesişimle başka bir yolu denemeye koyulduk. Peki neden zihin sarayımdaydık  ve neyi arıyorduk?”

Selâmün aleyküm.

Formula 1 de çalışmak üzere gönüllülük başvurusu yapmış kişilere özel açılmış olan konuşarak ingilizce öğrenme kulübüne gittiğimde öğretmen ingilizce şöyle sormuştu:

– Dizi veya filmlerde hangi türü izlemeyi seviyorsunuz?

– Çat pat biraz da yardımıyla bilim kurgu, polisiye ve dram dedim.

– Örnek verebilir misin diye sordu. bilim kurgu türünde Sherlock Holmes, dram türünde Sultan diye yanıt verdim.

Kendisinin de Sherlock holmes’u sevdiğini belirttikten sonra sıra diğer arkadaşlara geçti.

Asıl mesele eve gelince başverdi bende. Başımı yastığa koyduğumda “ya Sherlock Holmes’da en sevdiğin karakter kim?” diye soracak olsaydı ne yanıt verirdim acaba. İzleyenler bilir, Sherlock’u genelde hepimiz çok severiz. Henüz diziyi izlemeyenlere de Sherlock’un televizyon serisini öneriririm kesinlikle. Film serisini çok da sevemedim. Başka oyuncular olduğundan dolayı belki de, her neyse.

Sherlock’u zaten özdeştirmiştim kendimle. Benzer hatta ortak yanlarımızın olduğunu ve bazı konulara ve durumlara olan bakış açıları, düşünme ve davranış biçimi benimle benzer olduğunu biliyordum. Ama kimi en çok seviyorsun diye sorulacak olunursa, cevap kesinlikle ağabeyi Mycroft Holmes olacaktı.

Curcuna burada koptu. (Bunu düşünürken ayrıca bir keşfe de çıkmış oldum.) Mycroft en çok sevdiğim karakter olmasına ve (gerçi soruyu sorayana kadar en sevdiğim karakter şudur dememiştim hiç. ) ismi de ağza güzel oturduğundan söylemesi kolay, çok da zor hatırlanan bir isim olmamasına rağmen adını unutmuştum. Hatırlamak için kendimi zorladım. Hiç bir şekilde aklıma gelmedi. O ve birkaç ismi hatırlamak için hafıza sarayıma inmeye karar verdim ve yazının başındaki sahneyi işte tam da bu esnalarda yaşamaya başladık. O ismi hatırlamamın, beynimde zihinsel bir faaliyet oluşturacağını ve zihnimi taze tutmaya yarayacağını hatta geliştirebileceğini biliyordum. O yüzden bunu yapmamın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlayarak devam ettim.

Bir şeyleri hatırlamaya çalışarak beyin de zihinsel bir aktivite oluştururuz ve adeta beynimizde bir geziye çıkarak beynimizin bir kaç bölgesini aktifleştirerek o bölgelerin bir üstünden geçeriz. Bu da kullanmamaktan tozlanan rafın üstünden bezle geçmek gibidir. Orayı tekrar kullanabilmek için veya olağandan daha çok kullanabilmek için hazır hale getirmiş oluyoruz.

Bir isimi, bir karakteri, bir müzik ritmini veya bir sözü hatırlamaya çalışırken hem geriye giderek bilinçaltımıza bir ziyaret yapmış oluyoruz ki – sık gidip sık gelmek arada ki ilişkiyi canlandırıyor böylece kendi üzerimiz de (bilinç altımızda ve bilinçüstümüzde ) daha çok kontrol sahibi olabiliyoruz – hem de hafızamızı gelişletiyoruz. Bu sayede daha çabuk hatırlama ve daha hızlı kaydetme motor becelerini geliştirmiş oluyoruz.

Sahneye dönecek olursak,

Evet, Mycroft ismini bir türlü hatırlayamamıştım. Hatırlayabilmem için de dizi içerisinde duygusal tepki verdiğim bir sahneyi hatırlayarak zihnime getirebileceğimi düşündüm. Çünkü insan beyni, tepki verdiği bir durumu, olayı daha çabuk hatırlar. Yani ya çok güldüğüm bir sahneyi veya onunla alakalı şaşırdığım, kızdığım herhangi bir sahneyi zihnimde canlandırıp isminin geçmesini bekleyecektim. Ve o an da olan oldu. Bunu yapana kadar bulamamıştım. Bu tekniği ile aradığımı bulabilecek olmamı görmenin verdiği mutluluk da cabası 🙂

Sahne, özellikle Sherlock tarafından abisine gösterilen tepkiye verdiğim tepki sayesinde çoğunlukla aynen canlandı.

Sherlock ve John Watson oturmaktadırlar. Ağabeyi, Ayakta şömineye dayanmıştır ve elinde şemsiyesi vardır. Mrs. Hudson içeri girer ve çay getirir. John gazete okumaktadır. Sherlock ve ağabeyi konuşurken konuşmaya Mrs. Hudson dahil olur ve devlet işleriyle bu kadar haşirneşir olup dehasını da bunun için kullanan birine yani Mycroft’a aile ilgili nasihat vermeye başlayınca tekrar başlamayın lütfen dercesine “Shut up Mrs. Hudson” yani “Kesin sesinizi lütfen Mrs. Hudson” diye tepki verir. (Ne kadar zeki olursa da olsun ailesine çok önem veren biri olduğunu zaaf noktasının kardeşi Sherlock olmasından ve onu koruma içgüdüsünden anlıyoruz sadece zeki insanların açığa vurması zor oluyor 😉  bunun üzerine Sherlock ve John’un aynı anda bilinçsizce organize olup “Mycroft!” diye bağırması ve aslında Mrs. Hudson’a bu kadar değer vermiş olduklarını farketmem beni çok şaşırtır ve sonrasında Mycroft’un o ana dek hiç yapacağını düşünmediğim “Apologyyani “Özür dilerim” demesi beklenmediktir, hoştur ve şaşırtır. Verdiğim bu tepki beynime ilginç gelmiş olduğundan beynim de daha çok yer edinmesini sağlamıştır.

Sahnenin kendisi:

“Herkes gördüğünü olduğu gibi değil, anlamak istediği gibi yorumlar. “

İzlerken aklımda nasıl yer edinmişse aynen size aktardım ama videosunu yazıya eklemek için izlediğimde İphone’un kamerası gibi bazı noktaların zihnimde yer değiştirdiğini gördüm. Bunun sebebinin de çok ayrı gizemlilikte ve güzellikte bir konu olduğunu düşünüyorum bilgi edinebilirsek İnşallah başka bir yazı da işleriz.

Şimdi sahnenin kendisine dikkat getirerek videoyla benim hatırladıklarım arasında ki farklara bakalım.

Gazeteyi okuyan John değil, Sherlock!

– Sherlock ile John’un yerleri tam tersi.

– Mycroft’un elinde şemsiyesi var doğru ama duvara yaslanmamış. (Muhtemel yine elinde şemsiyesi olan ve ayakta durduğu başka bir sahneyle karıştırmışım.)

– Mrs. Hudson çay değil tabak getiriyor. (Bu da muhtemelen, Sherlock’un genelde Mrs. Hudson’dan daha çok çay istemesinden veya bununla alakalı bir sahneye tepki vermemden dolayı aklımda yer edinmiş diye düşünüyorum.Beyin, oradan çekip getirmiş olabilir bir şekilde bağlantı kurmuştur.)

Geldik işin en zor kısmına.

Dizi de belki bir kaç kez duyduğum bir kelimeyi hatırlayasım geldi. Ama o kadar zor ki çünkü izleyenler olarak sıkca duymamışız herhangi bir olağan tepki verecek durumda olmamış.

Hatırlayacağım kelime: Sherrinford

Çok zor bir kelime. Daha önce başka hiçbir yerde denk gelmemişim. Bir kaç defadan başka duymamışım. Bir süre denedikten ve başarısız olduktan sonra açıp internetten bakmayı düşündüm ama hatırlamanın hem daha faydalı olacağını hem de ne kadar ileri gidebileceğimi görmek istedim.

Bu sırada atırlamaya çalışırken aklıma sürekli strawberry ingilizce de çilek anlamına gelen kelime takılıp duruyor. Ne kadar hatırlamak istesem bu kelime çıkıyor karşıma. Değil diyorum değil diyorum ama sonrasında anladım. Harfler ve cümle yapısı benzer olduğundan o an onunla bir bağlantı kurdum ve onun üzerinden giderek asıl kelimeye çıkabileceğimi düşündüm.

Strawberry, Strawberry, Strawberry, Sherin Food!

Bunu çalmakta takılmış, sürekli aynı şeyi tekrar eden bir müzik gibi düşündüm. Sürekli aynı şeyi tekrar edip durdu. Sherin Food, Sherin Food, Sherrin Food, Sherrin Fould! Tak diye düşdü beynime! Kelimeyi tam kelimesi kelimesine bulamamıştım ama bu kadarını bulabilmiş olmam beni çok sevindirmişti ve hayrete düşürmüştü. Beyin ne güzel şeydi ve istendiğinde neler yapılabilirdi!

Peki, Sherrin Ford’u neden hatırlamak istemiştim? Hımhğ. Çünkü Mycroft ve Sherlock Holmes’un kız kardeşinin hatırlaması bir o kadar kolay(!) ve muhteşem adını hatırlamak istiyordum. Euros!

Gelde bunu bul! Haydaa.

Manasını biliyorum ama. Gündoğusu Rüzgarı Tanrıçası diye aklımda kalmış. Halbuki Doğu Rüzgarın Tanrısı.  Gündoğusu Rüzgarı Sherlock’a takılmış bir lakap bende bu kelimeyi sevdiğimden öyle kaydetmişim. Ama Euros ismini bulmak çok zor. Dizide o kadar adı da geçmedi. Ee, herhangi bir tepki de vermemişim ki hatırlıyayım.

Gündoğusu rüzgarı, Gündoğusu Rüzgarı Tanrıçası,. John’a yöneltilen Silah, Psikolog karakterine bürünmüş bir yabancı, Sherlock’un gizli kardeşi! Kim olduğunu John’a anlatıyor ve manyak! “Kimsin sen?” diyor John. “Annemler hep ilginç isimler seçmiş” diyor o kadın.” Benim ki de Gündoğusu Rüzgarı Tanrıçası anlamına geliyor işte. Tanıyorsun değil mi? Sherlock, Mycroft, Euros! “Evet, ne o? kimse üçüncünün bir kız olduğunu düşünmemiş miydi?

Vay be! Bu ismi de bulabileceği mi hiç düşünmemiştim! Sahnede geçen replikler tamı tamına doğru olmayabilir ama isim doğruydu! (Bazı çevirilerde üstte göründüğü üzre Eurus bazılarında ise Euros diye geçmekte.)

Çok basit görünen bir şeyin arkasında bile kendimizi, hatta beynimizi geliştirebilecek bir şeyler olduğunu öğrendik. Azımsamamak lazım. İnsana lazım olan  kuşun yediği ekmeğin tanesi kadar da olsa almalı.  İşte bizde bu yazıda bu kırıntıların bazı parçalarından olan Hafıza sarıyanın ve bazı beyin geliştirme tekniklerinin ne ölçüde önemli olduğundan ve faydalarından bahsettik.

Hafıza sarayı hakkında bilgi almak isterseniz bazı yazılarda hafıza sarayını kurarken bir mekan, bir ev, bir yer seçin diyorlar. Benim de bunun için bazen kullandığım bir yer var ama olması şart değil. Hafıza sarayında ki asıl amaç, beyne ilginç gelecek şekilde bilgiyi düşünmektir ve ona dikkat getirmektir. Beyin bana göre şımartılmayı bekleyen küçük bir çocuk gibidir. Ne kadar fantastik (olağanüstü şeyler) düşünürsek o kadar çok şımarıyor ve kendini daha çok önemli hissediyor bu da daha verimli çalışmasına sebep oluyor.

Benim Sherlock’u Stranger Things dizisinden aldığım bir sahneyle kurgulayıp beynimin kontrol bilinçaltı merkezinde olduğumuzu düşünmem gibi. Orada Sherlock’u bunun için kullanmam, olaya ilginçlik ,tuhaflık ve güzellik katmıştı ve tabii orijinallik. Bunları zihnimde kurgulayabilmem, hayal edebilmem belli başlı bazı faaliyet bölgelerini harekete geçirmekle mümkün olduğundan, beyni aktif kullanmaya itmişti.

Fotoğraflar için freepik‘ten yararlanılmıştır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir