“Aşk kime layıktır? Saygıyı hak edenlere.”

Yeniden başlayış, saf ve temiz gerçek, aslolan, olması gereken aşk’ı, duyguları konu alanfilmleri seviyorum. Film izlemede çok seçici ve ciddi kriterleri olan biriyimdir. Filmlerin batı kültürünü ne kadar yansıtıp yansıtmadığına, değerlerimizle ne kadar ölçüşüp ölçüşmediğine, izlerken bana kazandıracağı bir şeyi olup olmadığına, bende güzel duygular uyandırıp uyandırmayacağına, içinde verilen anlam dolu mesajlara vs. çok dikkat ederim, Hepimizin de etmesi gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta size önereceğim veya sizin bir başkasına önereceğiniz filmlerde; yanlış örnek teşkil edebilecek, kişilere kötü tesir edebilecek şeyler olabilir. Kötü durumlara sebebiyet verebilecek filmleri, “bak ben de izliyorum” diye normalleştirmek yarın hesabını veremeyeceğimiz durumlara sebep olmaktır. Bu yüzden doğru, anlamlı ve yararlı filmleri izlemek hem maddi hem manevi hem de fizyolojik –  psikolojik açıdan çok önemli.

Tabii, bazı film veya diziler değerlerimize, kültürümüze uygun olmayan şeyleri barındırıyor olabiliyor. O izlenti için emek veren insanların kültürlerine de bir yerde saygı duymak durumundayız. Sadece izleyeceğimiz şeyleri seçerken çok dikkatli olmalıyız. Ben filmi izlemeden ve izlerken senaryosundan yazarına, oyuncusundan repliğine o filmi çok ince eleyip sık dokuyorum. Kriterim şu oluyor genelde: Filmin içeriğine bak. Seni geliştirecek bir şey bulunduruyor mu?Sana kazandıracağı güzel bir alışkanlık veya hissiyat var mı? Filmde verilmek istenen mesaj, insanlığın gelişmesi ve güzelleşmesi adına ise, zaten bu sahneler,replikler çok da olmaz. Hangi sahnelerden bahsediyorum? Özellikle, Kadın’ı sadece bir cinsel obje gibi gördüğü için onun üzerinden para kazanmaya çalışan yapımlardan, kültürümüze uymayan hatta kültür empoze etmeye çalışan sinsi yaklaşımlardan, herhangi bir amacı olmayan sadece vakit geçirtmek için yapılmış olan yapımlar ve insanlara özellikle gençlere; asiliği, isyanı evli çiftlere; rahatlığı ve aldatmayı normal bir şeymiş gibi inandırmaya çalışan yapımlardan, bekar gençlere flörtsüz olmanın eziklik olduğuna inandırmaya çalışan yapımlardan bahsediyorum. Bu örnekleri çoğaltabiliriz ve günümüzde maalesef televizyon yapım şirketlerimiz artık kimler tarafından finanse ediliyorsa tam da bunları yapıyor.

Bunları yaparak yazarın, yönetmenin düşünce sistemine girip onun gözünden niyetini araştırıyorum. Bu gibi şeyler onlar için normal olduğundan sözde aşk diye azını eklemelerine karışmıyorum. Ama özellikle kadın üzerinden para kazanmaya çalışan, küfürlü içeriklerle güldürmeye çalışan, hedefi – amacı olmayan yapımları katiyen sevmiyorum ve o insanların çektiği filminde, dizinin de bana fayda sağlayacağını düşünmüyorum. Derdi tasası para olan inanların, filmlerinde anlatmak, kişilere kazandırmak istediği bir şey de yoktur bence. Faydasından ziyade zararı olacaktır. O yüzden film izlerken bunlara çok dikkat ediyorum. Çünkü dikkat etmezsek, kendi sinemamız ile çocuklarımıza, gençlerimize kültürümüzü yansıtmazsak ve iyiyi doğruyu anlatmazsak onlar bize kültürleriyle ayna olurlar. Değerlerimizi, özümüzü kaybederiz. Kültür yozlaşması başlar. Biliyorum çok ince bir düşünce ama hassas da olmak zorundayız. Subliminal dediğimiz bilinçaltına gönderilen mesajlarla yıllarca başta çizgi filmlerle çocukluğumuzu, çocuklarımızı ve bizleri zehirlemediler mi?

Her neyse. Sizlere bugün önereceğim bu güzide film her bakımdan benim için neredeyse on da on numara bir film. Belki defalarca izlemiş olduğum ve izlemekten de şu ana kadar bıkmadığım: Sultan

Bajrangi Bhaijaan filmiyle tanıdığım Salman Khan’ın bu filmine, Amir Khan’ın “Dangal” filmini izledikten sonra denk gelmiştim ve başta pek ümitli değildim. Sonuçta “Dangal” çok güzeldi (Onu da tavsiye ederim) Sultan’a klasik aşk hikayesi diye önyargıyla yanaştım ama beni hiç bu kadar şaşırtan bir film olmamıştı. O önyargıyla yanaştığım film gerçek sevgiyi damarlarımda gezdirdi, kalbimde hissettirdi. Ve “Böyle Olur” dedirtti.

Mesela, filmi izledikten sonra karakterlerin gerçek yaşantısında nasıl olduklarına, ne yaptıklarına da hiç bakmadım. -Bu konuya daha sonra nasipse değineceğim.- Filmdeki karakterlerin gerçek yaşantısı filme uymuyorsa gerçekçilik bozuluyor bende. O yüzden bu büyüyü hiç bozmamak için de bakmadım.

Gerçi şöyle bir şeyde var: Eğer bir oyuncu, filmdeki hayali karakteri çok başarılı bir şekilde yansıtabiliyorsa, o gördüğümüz de aslında o kişiden bir parçadır. Yoksa o denli gerçekçi yansıtamaz. Gerçek hayatında nasıl bir yol izlediği ise onun seçimidir.

Bu arada müziklerinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Onlar da çok güzeller. Özellikle fonda çalan (background) duygusal müziği. İzlerseniz hangisinden bahsettiğimi zaten anlayacaksınız diye düşünüyorum. Orijinal cd-sini alıp hem destek vermek hem de kütüphanem de saklamak istiyordum. Türkçe blu-ray halini çok aradım maalesef bulamadım. Bende internetten indirip alt yazısını üstüne ekleyerek – bu şekilde yanlış olan ufak tefek yerlerine de değiştirebileceğim- cd’leştirip saklamayı düşünüyorum.Filmin fotoğrafını da çıkarıp cd kapağı haline getireceğim inşallah. Bu arada her altyazı iyi değil maalesef; çevirenler sallamışlar veya konuyla alakası olmayan şeyleri yazmışlar.

-hdfilmevreni1.com adresindeki versiyonda kalite ve altyazı daha iyi.-

Evet böyle. Samimiyetinden zerre kuşku duymadığım bu içten filmi izlemeye devam edeceğimi düşünüyorum. Umarım sizler için de güzel şeyler ifade eder. Konusundan bahsetmek istemiyorum çünkü içeriğini izlerken görün isterim. Eğer bu yazı vesilesiyle izlerseniz veya daha önceden izlemişseniz yorumlarınızı lütfen benimle paylaşın. Hoşçakalın…

Sizlerle filmin müziklerinden ayarlanmış remix’i ve kısa kısa sahneleri paylaşırsam filmin büyüsünü bozmuş olmam sanırım. Keyifli seyirler.

 

 

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir