Bir zamanlar, hemen her konuda derin bilgisi bulanan ve hitabeti iyi olmamasına rağmen sözleriyle herkesi kendisine hayran bırakan bir alim yaşardı. Yaşadığı toplulukta herkes, o ne söylerse onaylar, kimse ona karşı çıkmazdı.

Yine bir gün halka hitap ederken merakla ve hayranlıkla kendine bakan oğlunun gözlerini gördü. Çocuk babasına yanaşarak “Sen ne anlatırsan karşındakiler bunu anlıyorlar ve uyguluyorlar. Seni de çok seviyorlar. Bende senin gibi olmak istiyorum” dedi. Baba oğlunu mekteplere gönderdi. Yıllarca ilim almasını sağladı. Günün birinde memleketine dönen çocuk, her bakımdan çok iyi yetişmiş, alim seviyesine çıkmıştı. Halka hitap etmek için kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. Mükemmel bir konuşma yaptı. O ana dek insanların hiç duymadıkları çözüm yollarından bahsetti. Öyle ki her bir şeyin çaresini biliyor gibi hissediyordu. Konuşması bittiğinde anlattıklarına rağmen insanlar üzerinde, yıllar önce izlediği babası kadar etkili olamadığını gördü. Merakla ve şaşkınlıkla babasına şöyle sordu çocuk: “Senden daha çok şey biliyor ve çok daha gelişmiş mekteblerde ilim almış olmama rağmen nasıl olur da senin kadar etkili olamam?” “Çünkü” dedi baba. Ben konuşma yapacağım zaman, karşımdakinin ihtiyacını hisseder ona göre hareket ederim. Konuşmalarımı da buna göre ayarlarım. Sen benden daha çok biliyordun evlat, evet doğru ama yanılgın da bundadır. Mesele daha çok bilmek değil, mesele, olmaktadır. Bilgiyi hafızana yerleştirmek de değil, hücrelerinde hissetmektedir mesele.  Başarılı olmamın sırrı budur.

Herkese yeni yılın ilk Cuma’sından yani  bu yıl için hedef koyduğum “Her Cumaya bir yazı hazırla.” zincirinden, Zinciri Kırma takvimimden selamün aleyküm! Merhaba! 🙂

Uzun süredir değinmeyi düşündüğüm çok ilginç ve mucizelerle dolu bir konu. Ben her düşündüğüm de ve okuduğum da hayretler ve hayranlık içinde kalıyorum. Benim için Beyin’in çok ayrı bir yeri var, muazzam bir nimet ve onun aracılığıyla ulaşabildiğimiz tüm o yetenekler bana çok enterasan ve muhteşem geliyor. Bu yazıda onun yeteneklerinden birine değineceğiz. Empati.

Yukarıda ki hikayeyi uzun süre önce okumuştum. Aslını bulamadığım için hatırladığım kadarıyla ve alıntılarla süsledim. Ama asıl önemli nokta verdiği mesaj, bir o kadar basit ve bir o kadar da etkiliydi. Karşındakini anlamak ve etkili iletişim kurmak istiyorsan, onun yaşadıklarını bir nebze de olsa yaşamış, hissettiklerini anlıyor olmalısın.”

Bakın, bunu psikolojik danışmanlık okuyorum diye demiyorum. Anlatacağım şey bana göre yaşantılarımızın ve insanlığın çok daha iyi olabilmesi için şart olan şeylerdendir.

Bir Öğretmen, bir Mühendis, bir Mimar, bir Esnaf. Karşındakinin ihtiyacını bilerek haraket etmek ister. Ne istediğini bilmek, anlamak ve onu vermek ister. Bazılarımız da sadece anlaşılmak ister bunun için biz psikolojik danışmanlar varız. Ama bu sadece bizim işimiz değil.

Evet bahsedeceğimiz terim: Empati. Çok sık karşılaştığımız bir kavram olmasa da üzerinden geçtiğim gibi çok önemli bir konu aslında. Kısaca, kendini karşındakinin yerine koyabilmek, onun gibi düşünüp onun gibi hissedebilmektir. Duygularını, hislerini, anlatmak isteyip de anlatamadığını, meselenin asıl kaynağını, ağızdaki baklayı, duvarın arkasını görebilmektir Empati.

Herkes yapabilir mi, kendini geliştiren herkes. Ne işe yarar, yapmak zorunda mıyız ki her bir insan, bir imza demektir. Yaşamımızı sürdürebilmenin ve iyileştirebilmenin bir yolu olarak, karşımızdaki için de yaşamayacaksak, aynı toplumda yaşamanın ne anlamı var?

Geçelim empati’nin ne olduğuna ve nasıl çalıştığına.

1.Empati, biz düşünürken beynimizin, biyoelektromanyetik dalgalar vasıtasıyla hücreler arasında oluşturduğu iletişimin, ayna nöronlar sayesinde diğer kişiye yansımasıdır.

Empati duygusunu geliştiren ve doğuştan yetenekli olan insanlar için, anlatmak istediklerinizi, hisslerinizi sadece düşünerek karşıdaki insana projektör gibi yansıttığınızı düşünün. Hem de henüz hiç bir şey anlatmadan. Ne kadar güzel değil mi? Düşün ve yansısın.

2.İnsan beyninin işlev gören kısmı nöronlardan oluşur ve bu nöronlar bir çeşit elektrikle çalışır. Beynimizde de yaklaşık yüz milyar nöron bulunmakta. Bu nöronları günümüzde EEG denilen aletle ölçüyoruz.

Empati de ise gözlemci, ayna nöronlar vasıtasıyla sanki karşısındakinin hareketini kendisi yapıyormuş gibi hisseder. (tıpkı bir ayna gibi davranırlar, isim buradan gelmiştir)

İşte bu ayna nöronlar, bir canlının herhangi bir hareketi kendisi yaptığında ve aynı hareketi yapan birini gözlemlediği durumların her ikisinde de ateşlenen nöronlar için kullanılan terimdir.

Bazı araştırmacılar ayna nöronların diğer insanların eylemleri anlamak ve taklit ile yeni beceriler öğrenmek için önemli olabileceğini iddia etmişlerdir.

İnsan bedeninin ve beyninin bir örneği empatide olduğu gibi keşfedilmesi gereken milyonlarca faaliyeti vardır. Gülmek, esnemek, ağlamak, karamsarlık, neşe, coşku, hüzün vb. gibi pek çok davranış ve duygu biçimi insanlar arasında kolayca yayılabilen ve taklit edilen duygular olduğundan ayna nöronlar sayesinde yansıtılabiliyorlar, empati yeteneğini geliştiren bir insan tarafından hissedebiliyor bazılarımız buna 6.his de diyor. Bazı insanlarda doğuştan gelen bir yetenek iken bazıılarımızın geliştirmesi gerekiyor.

Mesela, en küçük nöron yansımaları, karşımızda ki esnerken bizim de esnememizdir. Veya biri katıla katıla gülerken bizim de gülmemiz. Yani, gerginlik, gerginliği; neşe, neşeyi bulaştırıyor.

Biliyor muydunuz? Her yeni doğan çocuk ve anne arasında mükemmel bir empati bağı vardır. Annelerimizin ihtiyaçlarımızı henüz konuşmayı bilmeden hissedebilmes ve anlaması bundandır. Aslında her yeni doğan çocuğun ağlamasında, anlayamadığımız çeşitli sesleri çıkarışında bir anlam vardır. Empati yeteneği gelişmiş insanların bunu anlaması için karşısındaki çocuğun ne dediğini bilmesine gerek yoktur anlaması yeterlidir.

Her ne kadar bir süper güçmüş gibi bahsetsem de aslında hepimizde az biraz var. Çünkü Yaratan’ın bir mucizesi olarak bu yetenekle geliyoruz dünyaya sadece bizler daha sonra kibrimizle, bencilliğimizle bu yeteneğimizi perdeliyoruz aslında.

3.Teknik olarak nasıl çalışıyor?

İki şahsımız olsun. Birinci şahsın bilinç dışında (istem dışında) bulunan duygu, hayal gücü veya sezgiden sorumlu kısımlarında elektriksel aktivite oluşur bu aktivite bilinç dışında bulunan telepatiden sorumlu ayna nöronlarını uyarır ayna nöronlarda enerji açığa çıkar bu enerji evrene yayılır, alıcı kişiye ulaşır ve alıcı kişideki ayna nöronlarını uyarır. Burada oluşan o potansiyel duygu durumu değiştirir, bir his, bir sezgi açığa çıkarır, çoğu kişi bu duyguyu perdelediğinden veya dikkat etmediğinden bilinçli zihinleriyle bu hisse bir anlam veremeyebilir, ancak altıncı hissi kuvvetli diye de tabir ettiğimiz kişiler veya bilinçlerinin engelleyici etkisini kapatmayı öğrenmiş kişiler buna daha iyi anlam verebilirler.Hani derler ya sınavda iki şık arasında kaldıysan aklına gelmiş ilk şık doğrudur diye işte bu tam da bu. Bazen, içgüdülerimiz vasıtasıyla doğru olanı karşımızdaki istemese de anlarız ama duygularımız veya kendimiz buna çeşitli sebeplerden dolayı inanmayız.

İçgüdüler. Asla görmezden gelinmemeli. Canlıları araya akıl ve düşünce veya bilinç girmeksizin, kendilerine yararlı ya da gerekli birtakım eylemlere yönelten doğal duygulardır. Aklın anlayacağından çok daha fazla bilgiyi değerlendirme şansı verir insana.

 

Özetle, Bir psikiyatristin gizli defteri yazısında alıntıladığım cümle de şöyle demişti Dr. Gary Small: “Bu çift bende tedirginlik uyandırıyordu, demek ki kendileri de tedirginlik hissediyorlardı.” Bu tamamen empati yoluyla olan bir şey. Ayna nöronlar sayesinde karşısındakilerinin ne hissettiğini anlayabiliyor hatta hissedebiliyordu.

 

Öyle böyle bir şey değil ha. Çok nimetleri var bu empati’nin. Allah nasip ederse diğer yazılarda bahsedeceğiz.

Selâmetle. ✋

Kaynaklar: https://indigodergisi.com , Hikmet Anıl Öztekin – Fesleğen, Vikipedia, Sherlock Holmes 4.sezon 1.Bölüm

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir