Bu başlık aslında benim piyanoyu sevmeme sebeb olan şarkının Türkçe anlamıdır. “Bahar” demektir kendisi. Öyleyse bu yazıda da yeni bir başlangıca atılan adımlardan, oluşlardan bahsedilir olsa gerek. Bu, hayatımda yeni bir bahara adım atışımın hikayesi olmalı.

Hikaye’yi dinlerken dilerseniz Primavera size eşlik edebilir..

Öncelikle şundan bahsedeyim: Bundan bir sene önce şu yazıda kopyala-yapıştır mantığının bizi ileri götüremeyeceğini ve zaten konuşulmuşları değil, yeni şeyleri konuşmanın gerekliliğine değinmiş ve blog’a her hafta gelişigüzel yazı yerine üzerine tartışılabilir yeni ve özgün yazılar yazmak için bir senelik bir düşünce arasına gireceğimi söylemiştim. Öyle de oldu. İnsanoğlu işte, beklenenden uzun sürdü bazı şeyler, sürüyor hala. Geride bıraktığımız bu bir senede hamdolsun birçok konuda farklı fikirler keşfettim. Bunları bir sezon halinde yazı dizisi olarak ileride paylaşmayı düşünüyorum inşallah ama önce size aniden yayından kaldırılan dizi gibi 5 yıllık okul maceramdan bahsetmek istiyorum.

Koranavirüs sebebiyle alelacele bir şekilde okul serüvenim bir anda bitti. “Hadi diplomanızı alın, gidin” demişler gibi hissettim kendimi. Hoş, mezuniyet meşguliyetlerini sevmediğimden şikayetçi de değilim hani. (Diplomayı da henüz alabilmiş değiliz gerçi, çağırıp elimize diplomayı tutuşturduktan sonra postalayacaklar bizi.)

Şunun gibi birşey oldu yani bizim mezuniyetimiz:

Bu işin şakası tabii virüs sebebiyle en doğru karar alındı diye düşünüyorum ben 🙂

Üniversite’de son yılımın son dönemi staj bölümüydü. Bence en keyifli bölümdü ama sadece 2 hafta nasip oldu.

Şöyle gelişti..

5 yıldır, öğretmenliği ve psikolojik danışmanlığı sadece kitaplardan okuyan, okuldan okula gören, hayat deneyimleri ve izlenimleri hariç tüm sermayesi bunlar olan bizlere “hadi bağalım çığın gösterin kendinizi ablalara amcalara” diyerek bizi bir okula tayin ettiler. Okul dağıtımında sınıftan ben dahil 5 Türk aynı okula düştük. (129 nömreli mekteb seni hiç unutmayacağım…)

Okulda varya metroyla 30-45 dakikalık bir yolda. Rehber örtmenimiz tuttu elimizden “Danışma ve Rehberlik yapacağımız” okula götürdü bizi.
Ha okula gitmeden önce de “hanım stajyerler etek giymek zorunda erkeklerde takım elbiseli ve sakalsız olmak zorunda zinhar!” denildi bize. Hobbala.

Azerbaycan Devletinin kamuda görmek istediği tip buymuş -bizdede vardı bir ara- öğretmenler öyle olurmuş. Yav takım elbise tamam da 5 senelik bu sakalı kesmek istemiyorum ben zinhar. “Ne yapacağız Ne yapacağız” derken rehberimiz “okul müdürüyle konuşursunuz belki müsaama gösterebilir ” dedi. Sonra rehberimiz Müdüre hanımla tanış ettiler bizi “bu bizim öğrenciler bu müdire hanımınız” dediler. Bu Okul Müdür Yardımcısı, bu Okul Rehber Öğretmen berhudar olduk falan. Sağolsunlar okul yönetimi bize birde oda tahsis ettiler “okul sizin, buyrun alanınızla ilgili ne isterseniz yapın.” dediler pek bahtiyar olduk tabii masalar falan işte sonra her birimize orta okuldan 2 sınıf verdiler bana 7/E ve 7/D numaralı, bıcırık mı bıcırık sevimli mi sevimli iki sınıf düştü -hepsi öyle tabi ama her öğretmenin öğrencisi kendine daha bi güzel gelse gerek- listelerimizi aldık ortalama 20-25 arası öğrenci vardı her sınıfta.

Mesleğe olan heves de vardı tabii o da şöyle bir şeydi sanırsam..

Kaldı bizim sakal işi. Kızlar etek giymek istemiyor biz sakalı kesmek istemiyoruz. Esas konuları misafirlik sonu kapıda konuşan komşular gibi konuyu en sonda açtık. Sonra müdüre hanıma konuyu açtık okulun ilk stajyerleri ve gurbette öğrenci olduğumuzdan anlayış gösterdi sağolsun erkekler Takım Elbiseli ve Az sakallı hanımlar etek giymek zorunda ama” dedi. Buraya kadar her şey güzel, tamam, Listelerde elimizde sakal dayüzümüzde ama herkesde bir soru: “biz şimdi ne yapacağız?”

5 sene boyunca “oyun emek talim, oyun emek talim, oyun emek talim” dedik belleğimizde yer edindirdik bu bilgileri de hocam, çocuk “ben kardeşimin ölümünden sonra rüyalarımı siyah beyaz görmeye başladım” dedi bana Ee kimse bu durumda tam olarak ne yapacağımı da anlatmadı şimdi ne yapacağım?

Bereket ki izlediğimiz, tecrübe ettiğimiz deneyimler ve araştırmalar, öğrenebildiklerimiz ve o yıl KPSS sınavına çalışmaya başlamam -özellikle Eğitim Bilimleri sınıf yönetimi ve öğrenci ilişkileri konusunda çok işime yaradı- vardı ki birşeyler yapmaya muvaffak olduk. Kpss’nin ne kadar gerekli olduğunu da yaşadıklarımla gerçekledim ve başlamam için bir kaynak bulmuş oldum.

Önce sınıfın listesine şöyle bir göz attım, okul rehber öğretmenine sınıfımın sınıf rehber öğretmenleriyle görüşmek istediğimi söyledim. Amacım sınıfımdaki öğrencilerin psikolojisine az çok aşina olmaktı. Benle beraber arkadaşlarımda aynı şeyi yaptılar. Sonra sınıf rehberine öğrencileri tanımak için ders almak istediğimi söyledim. Seve seve kabul ettiler. Aklımda katıldığım bir programda katılımcılar olarak birbirimizle tanışmamız için yapılan bir etkinliği uygunlaştırıp çocuklarla birlikte yapmak istiyordum.

Sınıfa girip etkinliği yaptıktan sonra 2 şey vardı:

  1. Bu Çocuklar derslerle o kadar çok boğulmuşlardı ki onlarla ilgilenmeye meraklı bir öğretmen ve ders dışı bir etkinlik –aslında onlar hakkında danışmana bir çok şey öğreten bir etkinlikdi bu– görünce çok sevdiler hemen katıldılar ve dersime olan ilgileri arttı.
  2. Bazen karşımızdakilerin çocuk olduğunu unutup onları bir robotmuş gibi her şeyi dinlemelerini, her şeyi öğrenmelerini ve put gibi durmalarını isteyebiliyoruz. Çocuk bu sıkılıyor sonuçta enerjisini atmaya ihtiyacı olduğunu unutabiliyoruz.

Sınıfa girdim -arkadaşlarımla benle beraber girdiler yapacağımız etkinliği öğrenmek istiyorlardı- kısa bir merhabalaşmadan sonra hemen “şimdi sıraları köşelere çekiyoruz çocuklar orta alanı boş bırakıp bir çember yapalım.” dedim.

İlk defa böyle bir şeyle karşılaşan çocuklar biraz meraklı, çok hevesli biraz da çekingendiler. Çemberi oluşturduktan sonra etkinliği anlattım:

Herkes önce kendini tanıtıyor ve sonra hareketini gösteriyor. Bir sonraki kişi kendini tanıttıktan sonra bir öncekinin hareketini ve adını söylemek zorunda, hadi başlayalım. Ben Muhammed Beraat, Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmenim hareketim de şu: – ne yaptığım şu an aklıma gelmiyor-

Böylece herkes önce kendininkini sonra da bir öncekilerin hareketlerini ve isimlerini söylüyorlardı. Çocuklar sevdiler bu etkinliği. Yaptığımız bu etkinlikle hem onların isimlerini öğreniyordum, yandakinin adını hatırlama kabiliyetine göre dikkatlerini ölçebiliyor, söyledikleri ve yaptıklarına göre kendilerini analiz ediyordum. Dersin bu şekilde işlenmesi de dersi eğlenceli kılıyor aramızda ki muhabbeti de arttırıyordu.

Velhasıl ders sonu çok eğlenmiş bir vaziyetde sohbet ettik, Birde anı fotoğrafladık. Onlar beni çok sevmişlerdi – öyle sanıyorum- ben de onları . 🙂

Hepsi pırlanta gibi çocuklardı hangi çocuk öyle değil ki zaten?

Evet, ilk gün böyleydi dostlar, 2 haftalık serüvenimi birkaç yazıda anlatmak istiyorum gönül isterdi ki 2 ay boyunca yaşadıklarımı yazabileyim ama Koranavirüs çıkınca okullar tatil oldu ve yurda dönüş yaptık sonrası da malum mezun. Hikayesini de nasipse sonra anlatacağım inşallah.

Evet dostlar, bu yazıyı beğendiyseniz devamının gelmesi için beğenmeyi, bloguma abone olmsdasdgh.

Tabii ki öyle bir şey demeyeceğim Allah korusun 🙂

Bir dahaki yazıda görüşmek dileğiyle, esen kalın.

Selâmetle..


Kategoriler: Yaşam

1 yorum

bir meçhul · Temmuz 10, 2020 2:51 am tarihinde

oralarda bir yerde yarım yamalak geçirilen bir staj var…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir